Puan vermedi·184 syf.··
2026 17. kitabı
Bazı kitapları siz okursunuz, bazıları sizi okur. Sıfırdan Az benim için ikincisi oldu; adeta bakmak istemediğim bir aynaya dönüştü. Olay örgüsünü uzun uzun anlatmanın bir anlamı yok. Kim kiminle birlikte oluyor, kim hangi gece kayboluyor, kim kime ne yapıyor; romanın kendisi bile bunları sağlam bir hikayenin temeline oturtmuyor. Sonu gelmeyen partiler, partilerden sonra başlayan after’lar, sabaha kadar uzayan ve hiçbir yere varmayan geceler. İnsanlar sürekli hareket ediyor ama kimse gerçekten bir yere gitmiyor. Bir evden ötekine, bir arabadan ötekine, bir bedenden ötekine geçiliyor. Bütün bu savruluşun içinde hayat ilerlemiyor; yalnızca erteleniyor. Her şey dönemin en önemli kanalı olan ve kitapta oldukça atıfta bulunulan MTV klipleri gibi akıyor. Bir şarkı, bir araba, bir otel odası, bir yüz, bir televizyon görüntüsü ve bir başka sabah. Yüzler değişiyor. Sevgililer anlamsızlaşıyor. Mekanlar bulanıklaşıyor. Arkadaşlıklar, ilişkiler, geceler, vaatler birbirinin yerine geçebiliyor. Ama belirli bir madde hep aynı kalıyor. Her şeyin değiş tokuş edilebilir olduğu bir dünyada, en kalıcı bağın insanla uyuşturucusu arasında kurulması romanın en rahatsız edici tarafı. Her şey çözülürken o tek bağ sıkılaşıyor. Geriye kalan tek sadakat neredeyse o oluyor. O sadakatin de ismi Kokain. Bu kitabın bakmak istemediğim bir aynaya dönüşmesinin sebebi de bu aslında. Bir dönem birini tanımıştım. Onu değil belki ama onun etrafında oluşmuş büyük boşluğu düşündüm bu kitabı okurken. Büyük bir şehre geldikten sonra gecelerin, çevrelerin, uyuşturucunun ve hızla tüketilen yakınlıkların içinde yavaş yavaş yönünü kaybetmiş birini. Çok sayıda insanın arasında yaşayıp hiçbirinde gerçekten kalamayan, hayatı dolu görünen ama o doluluk içinde kendine ait bir yer bulamayan birini. Onun hayatında
Sıfırdan AzBret Easton Ellis · İthaki Yayınları · 202642 okunma
Ne masallar dinledik
Puan vermedi·232 syf.··
2026 27. kitabı
Bu kitap bana şunu fark ettirdi: Çocukken dinlediğimiz masallar aslında sadece masal değilmiş. Masallar da bizi kodlamış durmuş Düşünsenize, prensesler hep güzel olmak zorunda, hep birilerinin gelip onları seçmesini bekliyor ya da onlar kurtarılması gerekenler oluyor. Prensler ise güçlü, cesur ve kurtarıcı. Külkedisi'nin ödülü kendi hayatını kurmak değil, prensle evlenmek. Pamuk Prenses'in hikâyesi bile bir prens gelince tamamlanıyor. Belki de bu yüzden büyürken aşkı, ilişkileri ve kadın-erkek rollerini fark etmeden bu hikâyelerden öğreniyoruz. Çocukken sadece eğlenceli gelen şeylerin, yıllar sonra düşününce ne kadar çok mesaj taşıdığını görmek gerçekten ilginç.
Masallar ve Toplumsal CinsiyetMelek Özlem Sezer · Kor Kitap · 2020685 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"İkircikli sevdaya dalmış deniz gibi!"
10/10
·212 syf.·
2026 18. kitabı
İyi akşamlar 1K! ‎Çok sevdiğim ve değer verdiğim, bir yazar arkadaşımın, merak ettiğim kitabını okudum. Yazarımız kitabında; özellikle insanın ruh hâlini ve psikanaliz sürecini, derinlemesine anlatarak, okuyucuyu hikâyenin içine çekmeyi başarıyor. ‎ ‎Kitabın konusu hakkında, fazla spoiler vermek istemiyorum. Okuma merakınıza gölge düşmemesi açısından, daha çok karakterlerden ve bende bıraktığı etkilerden bahsedeceğim. ‎ ‎Karakterler: ‎ ‎Baş karakter Ercan: Ayvalık doğumlu, yirmi yedi yaşında, Eskişehir'de üniversite eğitimini tamamlamış bir karakterdir. Yardımsever, merhametli ve vicdanlıdır. Ruh dünyası, oldukça hareketli, hayal gücü geniş, sessiz ama derin bir yapıya sahiptir. ‎ ‎Beren: Ercan'ın lise yıllarında âşık olduğu kadındır. İyi niyetli, samimi ve karakterli bir yapısı vardır. Onun da ruh dünyası, en az Ercan kadar kalabalık ve karmaşıktır. ‎ ‎Adara: Kalbi ile aklı arasında sıkışıp kalan, iyi niyetli bir kadın karakterdir. ‎ ‎Sezer: Ercanlar'ın aile dostlarının çocuğudur. ‎ ‎Gökhan: Adara'nın eski erkek arkadaşıdır. ‎ ‎Karakterleri tanıttıktan sonra, kitapla ilgili detay vermeden, bende bıraktığı etkilerden söz etmek istiyorum. ‎ ‎Bu romanda; birçok okurun kendi hayatından izler bulacağını düşünüyorum. Özellikle; lise ve üniversite yıllarından sonra, başlayan yetişkinlik dönemine dair, güçlü yansımalar mevcut. ‎ ‎Ercan'ın ikircikli sevgileri, kararsızlıkları ve iç çatışmaları, romanın merkezinde yer alıyor. Ne aklını ne de kalbini, tam anlamıyla dinleyebilen bir adamın hikâyesi bu. Vazgeçişleri, susuşları, korkuları, inatçılığı ve sürekli ikilemde kalışıyla, kitabın adına yakışır biçimde, sürekli arafta yaşayan bir karakter. ‎ ‎Kitap boyunca, şu sorular zihninizde yankılanıyor: ‎ ‎~ "Çok sevmek mi, çok sevilmek mi insanı ayakta tutar?" ‎ ‎~ "İnsana verilen
1000Kitap
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202631 okunma
8/10
·102 syf.··
2026 25. kitabı
Kısacık bir şey olsa bile bitince insanın içini bir sıkıntıdır basıyor. Kocaman bir roman bitirmiş kadar yorgunluk çöküyor. Hikâye, küçük bir çocuğun gözünden önünde gerçekleşen kocaman bir trajediyi anlatıyor. Toplumun baskısı, töreler ve insanların dedikoduları bir çocuğun hayatını nasıl şekillendiriyor, nasıl karartıyor. Hasan adında bir çocuk ve etrafında, ona bir şey yaptırmaya çalışan bütün bir köy var. Daha fazla söylemeyeceğim çünkü bu kitabın gücü tam da o "olacak mı, olmayacak mı" gerilimi sürekli hissettirmesinde. Okur başından itibaren olacakları sezer. Yaşar Kemal'in babası da, romandaki gibi, küçük yaştayken bir cinayete kurban gitmiş. Ve yazar bu hikayeyi Kozan hapishanesinde tanıştığı bir çocuktan dinlemiş, yaklaşık otuz yıl sonra romana dönüştürmüş. Bunu bilerek okumak kitaba ayrı bir gerçeklik katıyor. Kırmızı Pazartesi'yi sevenler için bu kitap çok yakın bir akraba. Toplumun ortak suçunu işleyen, herkesin bildiği ama kimsenin önlemediği bir trajedi. Birbirinden çok uzak ve farklı iki toplumda yaşanan bu cinayetler aracılığıyla töreleri, birey üzerindeki toplum baskısını ve kötülüğü sorgulamışlar. Hasan'ın annesini öldürmesiyle, Vicario kardeşlerin Santiago Nasar'ı öldürmesi — ikisi de aslında bireysel bir cinayet değil, toplumun ortak kararı. Cinayet silahını Hasan tutmuş olabilir, ama tetiği gerçekten çeken o mudur? Aynı soruyu Kırmızı Pazartesi'de de soruyorsunuz: Santiago'yu Vicario kardeşler mi öldürdü, yoksa susan bütün kasaba mı?
İnceleme
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028,1bin okunma
Puan vermedi
“Çünkü efendim, bir adam kötülük yapmışsa, yıkımı, bir kuşun fırtınayı sevdiği gibi önceden sezer." Bu söz, öykünün en vurucu cümlelerinden biri olarak kabul edilir. Suçluluk duyan insanın felaketi içgüdüsel olarak hissetmesini ve hatta ona doğru çekilmesini anlatır.“
Başkasının KarısıFyodor Dostoyevski · Varlık Yayınları · 19675,5bin okunma
Puan vermedi
“Çünkü efendim, bir adam kötülük yapmışsa, yıkımı, bir kuşun fırtınayı sevdiği gibi önceden sezer." Romanın en vurucu cümlelerinden biri. Kendini kandırmaya çalışsa da insanın içten içe gerçeği bildiğini anlatır.
Başkasının KarısıFyodor Dostoyevski · Aperatif Kitap Yayınları · 20215,5bin okunma