Gerilim kitaplarına düşkünlüğüm olmasa da 19. yüzyıl Rusya'sına ve Rus edebiyatına olan ilgimden uzun süredir okumak istediğim, kütüphanemde duran bir kitaptı. O uzun süre içinde gerçekten hiçbir şey kaçırmamışım.
Bu kitabı okumak başıma gelen en tatsız olaylardan biriydi diyebilirim. Bunun sebebi karakterlerin sığlığı, amaçların belirsizliği, olay örgüsünün okuyucuyu küçümseyecek kadar kırılgan ve belirsiz oluşu. Bunların yanı sıra "gerilim" adına kitabın içine serpiştirilen ve okuyucuyu geren değil yalnızca tiksindiren gereksiz işkence sahneleri okumayı gerçekten inanılmaz zor kılıyor. Bunu yazma sebebim şiddetin edebiyata entegre edilişine alışkın olmayışım değil, aksine Golding, Kosinsky, London ve Vian gibi yazarların uzun yıllardır büyük bir hayranıyım. Tüm bu yazarlar gerçek hayat içindeki gereksiz, anlamsız şiddeti tüm çirkinlik ve çıplaklığıyla gösteren yazarlar. Elbette bu usta yazarları kim olduğu belirsiz bir gerilim yazarıyla kıyaslayacak değilim, ancak yemek yapmayı bilmeyen insanların yemek kitabı çıkarmaması gerektiği kanısındayım.
On İki'yi okurken, tümü de 21. yüzyıl Avrupa insanının hayat görüşüne sahip karakterler sizin oldukça sinirinize dokunabilir, çünkü kitabın "tarihi kurgu" olması gerekiyor. Kitaptaki hiçbir karaktere en ufak bir sempati besleyemediğiniz gibi, onları tanıyamıyorsunuz da çünkü hiçbiri üç boyutlu veya derinlikli değil. Tümü stabil karakterler, yani olay akışı içerisinde herhangi bir ilerleme veya gelişim geçirmiyorlar. Değer verdikleri kutsalları kirletip bunun farkına bile varmıyor, aynı sayfa içerisinde bile defalarca kez kişilik değiştiriyorlar. Kitaptaki "kötü" karakter olan "vampirler" ne klasik ne de modern edebiyattaki hiçbir vampir kalıbına uymuyorlar, bu açıdan yazarın onları "vampir" olarak adlandırmasını popülerite