Öyle yüzler vardı ki toprak onları ölümün hazin birer andacı haline getirmişti. Ama ölümden güçlü olan insan onları hâlâ eski tazelikleriyle güzelliklerine büründürüyor; gözlerin ışığını, gülüşün parıltısını, et maskenin ardındaki ruhun aydınlığını yeniden canlandırıyor ve mezarla bitmeyen bir güzelliğin haberini fısıldıyordu. Öyle bir güzellik ki değişiyordu ama ancak daha güçlenmek için; yeryüzünden ayrılıyordu ama ancak yükseklerde bir ışık olmak ve Cennet yoluna hafif ve tatlı bir aydınlık serpmek için...
Oliver'ın düşünceleri daha birçok kişinin düşünceleri gibiydi: Güçlükleri belirlemekte birebirdiler ama bu güçlükleri yenecek bir çözüm bulmaya gelince tamamen fosluyorlardı.
Harry tatil başlamadan önceki son D.O toplantısı için İhtiyaç Odası'na erkenden gitti. Erken gittiğine de memnun oldu, çünkü meşaleler yanar yanmaz, Dobby'nin odayı Noel için süsleme işini ele almış olduğunu gördü. Harry süslemelerin onun eseri olduğunu hemen anlamıştı, başka kim tavana astığı yüz tane altın süsünüzerine Harry'nin yüzünün resimlerini ve "NİCE HARRY'Lİ NOELLER!" yazısını koyardı ki?
"Uğraşma benimle, rahat bırak beni."
"Senin hiç ihtiyaç duymadığın bir şey varsa o da rahat bırakılmak. Sorun da bu zaten. Senin rahatsız edilmen lazım. Artık hiç kimse, hiçbir şeyden rahatsızlık duymuyor. Kimse düşünmüyor. Bir bebeği rahat bıraksan, onunla hiç uğraşmasan ne olur? Yirmi yıl sonra nasıl bir insan olur? Dili bir karış dışarıda bir avanak olur, başka bir şey değil!"