Yazar kitabın başından ortasına kadar "kesin kahraman bir yerde uykudan uyanacak, biri ona gerçekleri anlatacak" diye bekletiyor, fakat okumaya devam edip ilerleyince artık "tamam yazarın yazım stili bu" dedirtiyor. Ama sona gelip de ana karakterin başına gelen her şey biterken "ya biliyodum haklı olduğumu" nidasını okurdan alıyor.
O kadar birbiriyle alakasız olaylar var ki yazarın bunları hem birbiriyle bağlama şeklini hem de bu kadar kargaşa içine nasıl esprilerini sıkıştırdığını görünce okurda bir hayret duygusu oluşuyor. Kitabın sadece ilk kısmında okurken zorlandım çünkü ilk yarım sayfa falan tamamen ana karakterin düşünceleri şeklinde yazılmış. Başka birinin düşüncelerini okuyup anlamak ne kadar zor ve garipse eserin ilk yarım sayfasını anlamak o kadar zor ve garipti. Akabinde okumaya devam edince ana karakterle birlikte bir maceraya sürüklendim. Dili akıcı ve biraz günlük konuşma şeklindeydi. Olayların bitişi yürek burksa da yazar sağolsun okurlarını vurup öldürmemiş. Ancak çok üzücü sahnelere bizi şahit etmiştir.
"Dur yolcu! Hoşuna gitmeyen birkaç söz duydun diye hemen bu rehberi çöpe atma. Niyetim seni yargılamak ya da herhangi bir dava uğruna kendini feda etmeni istemek değil. Sadece bir düşün istedim. Hep sana karşı katılığından yakındığın hayata acaba sen gereken yumuşaklıkla yaklaşabildin mi diye... Düşün; çünkü Acılar Denizi'ni kulaçlarken karşılaşacağın azgın dalgalar, fırtınalar ve her biri diğerinden öldürücü derin deniz şeytanlarıyla boğuşurken, elinde vicdanından başka silahın olmayacak."
"Tanrı'ya her şeyden çok inanıyorum. Sadece varolup olmamasını pek önemsemiyorum."
"Üzülme delikanlı," diye omzumu sıvazladı Amcabey. "Aşk her zaman yaşanmış bir şeydir."
Bir süre sessiz kaldık. Sonunda Tahtakafa hepimizin merak ettiği soruyu sordu. "O da ne