Var olmak için verdiğimiz amansız savaşta, kalıcı bir şeylere sahip olmak ister ve yerimizi sağlama almak için aptalca bir umuda kapılıp kafamızı saçmalıklarla ve bir yığın olgusal gerçeklerle doldururuz.
"Ruhumu, yakasına taktığı bir çiçek veya kibrini okşayan küçük bir madalya gibi gören, ya da onu bir yaz günü süsü gibi kullanıp atacak olan birine teslim etmiş olduğumu, işte bende ancak o zaman anlıyorum, Harry."
"Hayattan da ölümden korktuğum kadar korkuyorum. Hangisini seçmeliyim?
Unutmak için içiyorum, hayat suyu içiyorum, öteki dünyanın suyunu içmekten korkarak.
Usulca ayrılmak isterim bu dünyadan, gürültü yapmamak için yalınayak gecenin karanlığına karışarak."
"Anneciğimin ölümüyle içine düştüğüm yalnızlık, onun hiç katkısı olmadığı alanlarda, çalışma alanlarımda tek başıma bırakıyor beni. Her yolculukta, onu her düşündüğümde, sonuçta şunu haykırıyorum: Geri dönmek istiyorum! (geri dönmek istiyorum!)- onun beni beklemek için orada olmadığını bildiğim halde."*
Annem öldü, ben kaybolmuş bir çocuğum, mağazanın kasa bölümüne artık beni almaya kimse gelmeyecek.
Terk edilmiş her çocuk mahvolacaktır.