Yirminci yüzyılın en mutantan romanı “Ulysses”, yayınlanışından 74 sene sonra, nihayet Türkçe’de. Biraz geç olmadı mı? Halk arasında, “geç olsun da güç olmasın!” derler. Ama bu seferki gecikme, doğrudan doğruya işin güçlüğü ile ilgili. Çünkü “Ulysses”, bir edebiyat hâdisesi olmaktan önce bir dil hâdisesi; son derece güç bir İngilizce ile yazılmış. Türkçe gibi budanmış, zayıflatılmış, çürütülmüş bir lisana tercümesi, neredeyse imkânsız. Bugüne dek birkaç defa bu işe yeltenen olmuşsa da başaramamış. Sonunda başaran Nevzat Erkmen ise, kendi beyânına göre, 40 sene bu iş üstünde çalışmış. Bir dilden bir dile 74 sene sonra ve 40 sene uğraş sonunda nakledilebilen bir roman, “Ulysses”…
Aslında romanın bugüne kadar Türkçe’ye çevrilmemesinin bir başka sebebi daha var; o, ilkinden de beter. Çünkü “Ulysses”e sadece Türk dili değil, Türk edebiyatının mevcud hâli de müsaid değil. Türk edebiyatı diye ortada ne kaldı ki? Türk edebiyat okuyucusu nelerden hoşlanıyor? Nelerden olacak; hatırı satılır hiçbir şeyden değil, çerezlik her şeyden…
Nitekim “Ulysses” tercümesinin Türkiye’deki tek tantanası, reklâmı oldu. İyi reklâmı yapıldı, üç aşağı beş yukarı herkes bu tercümeden haberdar oldu; hattâ eserden, tercümesinin reklâmı vesilesiyle… Eser, aylar süren bir kampanyanın ardından, yine sükseli bir biçimde piyasaya sürüldü. Ve birdenbire “Türk edebiyatı”, sükût-u hayâle uğradı. Herkes dut yemiş bülbüle döndü. Üstüne ne iki lâf eden, ne mânâsına pek uzaktan da olsa bakmak isteyen…
__İrlandalı şair ve yazar James Joyce, bu eserinde; son derece girift bir İngilizce kullanmış, İngilizce’nin neredeyse bütün tarihî serüveninden, mahallî ve meslekî özelliklerinden yararlanmış, yetinmemiş, dünya dillerine de kucak açmış, hattâ Türkçe’den kelime ve terkiblere yer vermiş, yine