İnsan bazı kederlerle göz göze geldiğinde öldüm zannediyor. Ölsem, daha iyi diyor. Nefes alamıyor. Öyle anlarda kendime şunu sormayı şiar edindim: Ölüyor olsan bu mesele hâlâ derdin olur mu? El cevap; olmaz. O hâlde delirme, ölürken derdin olmayacak şey derdin değildir.
Sayfa 91
1000Kitap
İttihatçı ölür, İttihatçılık ölmez!
İttihatçılık bir "şiar" yani misyondur ve İttihatçı demek hayatları pahasına dayanışma içinde olan yoldaşlar topluluğu demektir.
Sayfa 19 - 23 NİSAN 1920 YENİ MECLİS, ESKİ ANAYASA
1000Kitap
Reklam
RASTGELE BATI KARŞITLIĞI ve BİZ...
(...) Biz, rastgele Batı karşıtları değiliz; “Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu” terkibini bilenler, “Batı tefekkürünü İslâm Tasavvufu karşısında hesaba çekmek, birinciye nüfuz ederken, ikinciyi aslîleştirmek” formülünü işitmiş olanlarız… “Batı Tefekkürü ve Hikemiyat” sırrından haberdâr olanlarız… “Küfrün kaynağını bilmeyen gerçek imânda olamaz” hikmetini şiar edinmiş olanlarız…
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998), DANTE'İN YOLCULUĞU -II- (İlâhî Komedyadan Tilki Günlüğüne)
Akademya Yazıları
Sessizliğin arkası en güvenilir yerdi
Bunca yıl boyunca ona, "Sustukların, konuştuklarının on katı olmalı," denmişti hep. Tabiatına zaten uygun olan bu düsturu o da kendisine şiar edinmiş, yanlış bir şey söylememek için hiçbir şey söylememeyi nicedir öğrenmişti. Sessizliğin arkası en güvenilir yerdi. Hayattan pek çok yetişkinden çok daha fazla şey öğrendiği bir çocukluktan gelmişti.
Sayfa 94·Kitabı okudu
Edebiyat
ULYSSES ve "TÜRK EDEBİYATI NÂMEVCUTTUR!"
(...) Ulysses tercümesi, Türk edebiyatının içler acısı hâlini ortaya dökmesi bakımından bir ibret vesikası oldu; ve belki de, tercümenin edebiyat muhitimize en büyük faydası bu olmuştur. Bunun neden böyle olduğunu, Büyük Doğu Mimarı’nın Türk edebiyatının nereden gelip nereye gitmekte olduğuna dair tesbit ve teşhisleri içinde bulabilirsiniz… Büyük Doğu Mimarı, Tanzimattan bu yana Türk edebiyatını “Bizde sadece büyük kopistler yetişmiştir” teşhisiyle mânâlandırır ve bu kör gidişin faturasını, 1980 gibi bir tarih itibariyle, şöyle çıkarır: “Cesaretle söyleyelim ki, Türk edebiyatı nâmevcuddur, yoktur!” Artık kim ne adına var sayarsa saysın, ne kadar kendisi varmış gibi davranırsa davransın, söz budur. Şayet o muhteşem Türk musikîsi, bugün “Spice Girls” gibi bir garabete başının üstünde yer gösterici bir derekeye düşmüşse ve Türk edebiyatı bu manzaradan hiç de rahatsız değilse, geriye söyleyecek ne sözü kalır? Haydi, onu da biz cevablandıralım: Türk edebiyatının, Büyük Doğu Mimarı’ndan geriye söyleyecek ne sözü kaldığına, Türk romanının yaşayan en büyük ismi kabul edilen Yaşar Kemal vesilesiyle bir göz atalım: Evet, Yaşar Kemal’in, birçok Batı diline çevrilmiş, Batılı okuyucusuna İnce Memed’i, Binboğalar Efsanesi’ni vesaire öğretmişken, Türk ve dünya edebiyatı bakımından hangi kalitenin adamı olduğunu, gelin, Şiar Yalçın’ın “Yeni Yüzyıl” gazetesindeki açıklamasından görmeye çalışalım: **“Yaşar Kemal’in tüm romanlarında kullandğı kelime sayısı 2.700’dür!” Bu ne anlama gelir, biliyor musunuz? En pestpâye bir radyo spikeri ile aynı seviyede konuştuğu anlamına… Edebiyatçıya bakın siz! Gelişim psikolojisi sahasında yapılan araştırmalara göre, 5 yaşında bir çocuğun kelime hazinesi, vasatî 2.000 kelime almaktadır… Nasıl, inanılır gibi mi? Akıl alır gibi
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -II-, (Yolculuk ve Sürücülük, Yelteniş ve Eriş) NOT: 6 Haziran 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.
Akademya Yazıları
ULYSSESS ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -I-
Yirminci yüzyılın en mutantan romanı “Ulysses”, yayınlanışından 74 sene sonra, nihayet Türkçe’de. Biraz geç olmadı mı? Halk arasında, “geç olsun da güç olmasın!” derler. Ama bu seferki gecikme, doğrudan doğruya işin güçlüğü ile ilgili. Çünkü “Ulysses”, bir edebiyat hâdisesi olmaktan önce bir dil hâdisesi; son derece güç bir İngilizce ile yazılmış. Türkçe gibi budanmış, zayıflatılmış, çürütülmüş bir lisana tercümesi, neredeyse imkânsız. Bugüne dek birkaç defa bu işe yeltenen olmuşsa da başaramamış. Sonunda başaran Nevzat Erkmen ise, kendi beyânına göre, 40 sene bu iş üstünde çalışmış. Bir dilden bir dile 74 sene sonra ve 40 sene uğraş sonunda nakledilebilen bir roman, “Ulysses”… Aslında romanın bugüne kadar Türkçe’ye çevrilmemesinin bir başka sebebi daha var; o, ilkinden de beter. Çünkü “Ulysses”e sadece Türk dili değil, Türk edebiyatının mevcud hâli de müsaid değil. Türk edebiyatı diye ortada ne kaldı ki? Türk edebiyat okuyucusu nelerden hoşlanıyor? Nelerden olacak; hatırı satılır hiçbir şeyden değil, çerezlik her şeyden… Nitekim “Ulysses” tercümesinin Türkiye’deki tek tantanası, reklâmı oldu. İyi reklâmı yapıldı, üç aşağı beş yukarı herkes bu tercümeden haberdar oldu; hattâ eserden, tercümesinin reklâmı vesilesiyle… Eser, aylar süren bir kampanyanın ardından, yine sükseli bir biçimde piyasaya sürüldü. Ve birdenbire “Türk edebiyatı”, sükût-u hayâle uğradı. Herkes dut yemiş bülbüle döndü. Üstüne ne iki lâf eden, ne mânâsına pek uzaktan da olsa bakmak isteyen… __İrlandalı şair ve yazar James Joyce, bu eserinde; son derece girift bir İngilizce kullanmış, İngilizce’nin neredeyse bütün tarihî serüveninden, mahallî ve meslekî özelliklerinden yararlanmış, yetinmemiş, dünya dillerine de kucak açmış, hattâ Türkçe’den kelime ve terkiblere yer vermiş, yine
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -I-
Akademya Yazıları
Reklam
Reklam