Hayaletler Diyarı #okudumbitti
Rachel Hartman’dan okuduğum ilk kitaptı ve yazarın kalemini gerçekten çok sevdim. Daha ilk sayfalardan itibaren çamurlu sokakları, eski surları ve tekinsiz manastırıyla St. Muckle’s kasabasının atmosferine kapıldım. Masalsı bir dünyada geçmesine rağmen anlattığı duygular o kadar gerçekti ki Charl’ın korkusunu, yasını ve çaresizliğini hissetmemek mümkün değildi.
Charl’ın başına gelmeyen kalmıyor desek yeridir. Trajik bir kaza, ürpertici bir salgın, suikastçılar, ejderhalar ve hayaletlerle dolu bir manastır… Özellikle salgın sahneleri beni epey gerdi. Buna rağmen kitap yalnızca karanlık ve hüzünlü bir hikâye değil. Tüm bu karmaşanın içinde dayanışmaya, iyileşmeye, ikinci şanslara ve insanın kendisine yeni bir aile kurabilmesine dair sıcacık bir tarafı da var.
En sevdiğim bölümler ise Charl’ın hayalet kızlarla kurduğu bağın anlatıldığı kısımlardı. Onların birbirlerine ve yaşayan dünyaya duydukları sevgi hikâyenin kalbine çok güzel yerleşmişti. Charl’ın yaşadıklarının altında ezilmeden, korkularına rağmen mücadele etmeye devam etmesini ve hikâye boyunca yavaş yavaş güçlenmesini okumak da çok güzeldi.
Kitap kalınlığıyla ilk anda biraz göz korkutabilir fakat olaylar ilerledikçe sayfalar oldukça akıcı hâle geliyor. Üstelik karakterler yalnızca iyi ya da kötü olarak çizilmemiş; geçmişleri, yaraları ve seçimleriyle çok daha gerçek ve katmanlı hissettiriyorlar. Yazarın tarih, mitoloji, büyü ve duygusal meseleleri birbirine bağlama biçimine hayran kaldım.
Hayaletlerin yalnızca yıkık manastırlarda değil, bazen insanın geçmişinde ve içinde de yaşayabildiğini anlatan; karanlık olduğu kadar umutlu, hüzünlü olduğu kadar şefkatli bir fantastik hikâyeydi. Yazarla tanışmak için çok güzel bir kitap seçmişim. Fantastik dünyaları, gizemli atmosferleri ve