Yıllar boyunca övünüp durduk insanın "düşünen" bir varlık olmasıyla. Öleceğini bilen, irade sahibi, özgür, kendini konuşarak ifade edebilen bir varlık. Tarif edilemeyecek ayrıcalıklar değil mi?
Kimi ayrıcalıklar aynı zamanda tarif edilemeyen acıları da getirir beraberinde.
Sevdiğiniz birini düşünün meselâ, hasta yatağında, belki ona son kez bakıyorsunuz ve daha da kötüsü o bakışın "son kez" olduğunu biliyorsunuz. Bir enkaz düşünün, nice kayıplar kaldı altında, hafızası olan bir varlık, unutamıyor, nereye baksanız onları hatırlıyorsunuz. Covid'den yitip giden nice can, ne zaman maske görseniz geliyor aklınıza. Her arabaya biniş bir kazayı, her müzik unutulamayan bir sevdayı, masadan kalkan her sandalye bir eksik kalmayı hatırlatıyor. Unutamayan bir varlık aynı zamanda insan. Duygusal bir varlık. Geçmeyince geçmiyor.
Nasıl baş ediyorsunuz acılarla?
İlla can kaybı değil, okutulmamış bir insanın her gün evinin yanındaki okulun zil sesini duyması bile bir acı mesela... Sevdiğini elin alması, suya düşen hayallerinizin olması... Orhan Kemal der ki: "Güçlü bir hafıza, ağır bir cezadır." Nitekim neyi unutmak isteseniz anbean gözünüzde canlanır. Nasıl teselli ediyorsunuz kendinizi? Psikolog, insanlarla konuşmak, kitaplar okumak... Dünyanın en büyük kulüpleri sporcu psikolojilerine devasa paralar harcıyor. Zira ruhu teselli bulamayan insan hayata hiçbir yerinden tutunamıyor.
Bir teselli kitabı Dervişin Teselli Koleksiyonu 3 Ayetlerle, hadislerle, yerli ve yabancı yazarların, düşünürlerin sözleriyle donatılmış, doğrudan ruha hitap eden bir kitap. Stefan Zweig'in bir alıntısıyla başlıyor: "Şimdi beni teselli edecekler ve bana bazı cümleler söyleyecekler; cümleler, cümleler... Fakat söyler misiniz, bana cümlelerin ne faydası dokunabilir?" Öyle sevdim ki bu başlangıcı... Bir kitap her şeyden önce kendini
"Eli kalem tutanlar bu davayı yazsın, hitabeti güçlü olanlar bu davayı konuşsun. Herkes bir şey yapsın ama sakın sessiz kalmayalım!
Çünkü sessizlik öldürür.”