Eskiden sokaklarda sigara izmaritleri, portakal kabukları, kağıt parçaları olurdu; bugünse insanlar var, yerlere serilmiş kimin umrunda!
Sayfa 118 - Beckmann·Kitabı okudu
Sigaradan bir nefes aldı, konuştu: Biz sandviç yemek için bir araya gelmiş insanlar mıyız? Sigara dumanını üflerken, ormanı gösterdi. Bak dedi, ne kadar fazla yeşil var. Bir balığa yüzdüğü sonsuz okyanusu hatırlatır gibi hatırlatırdı bana, etrafımdaki güzellikleri, tek bir cümlesiyle.
Sayfa 76 - Budala Kitap·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Uluslararası denizcilikte "light vessel" (fener gemisi) denilen o sevimli yapılar uzun kahırlı seferlerin, pervanenin o yorulmadan denizi döven kanatlarıyla çiğneyip geçtiği binlerce mil mesafenin, gökle deniz arasında yaşanan binbir çilenin sonunda gemiciye karanlığın içinden gülen sevgililerdir. Elde dürbün, karanlıklarda esen tipi, duvar gibi sisleri delip geçmeye zorlanan kısılmış gözler, dikkat kesilmiş endişeli yüzler, fener gemisinden karanlığa göz kırpan ışığın ilk fark edilişi ile birden rahata erer. Sinirler boşalır, bir sigara yakılır, bir kahve daha söylenir. Sanki karanlıkta el yordamıyla güvenilir, tutunulacak bir ele dokunulmuştur. Yaklaştıkça o ışık büyür, güçlenir, giderek bir gülümseme olur. O aralıklarla çakan ışık demeti, gelen gemiye, gemicilere, karanlıkların içinden uzanan sıcak bir kadının kolları gibidir. Gizem doludur, davet yüklüdür..
Denizlerin idamında hazır bulunmuş olan avukat arkadaşımız hapishaneye geldi ve o anları teker teker anlattı, biz de kayda geçsin diye her kelimeyi yazdık. Üç arkadaşımızı astıkları yetmiyormuş gibi bir de eziyet etmişler. Birbirlerinin idamını izletmişler. Ağızlarından bir pişmanlık sözü çıkmasını boşuna beklemişler ama hiçbiri öyle bir şey söylememiş, tam tersine bağımsız ve eşit bir Türkiye özlemini haykırmışlar. Onları idama mahkûm eden mahkemenin başkanı olan Ali Elverdi dudağında bir sigara, gözleri keyiften kısılmış halde, büyük bir zevkle izlemiş bunları ki biliyorsun adam hâkim bile değildi, hukuk eğitimi yoktu. Bu zalim rejimin celladı olarak yer alıyordu orada. Rejimler hep aynı taktikleri uyguluyorlar; Franco, Salazar, Pinochet, hep aynı şeyler. Acaba birbirlerinden kopya mı çekiyorlar yoksa hepsi de el yordamıyla aynı yöntemleri mi buluyor? Bilmiyorum ama hepsinin yok olmasını istiyorum. Nasıl oluyor da bir devletin tepesini ele geçiren bir çete milyonlarca insana acı çektirebiliyor, bir muamma bu.
Sayfa 152 - Can yayınları·Kitabı okudu
Ondan bana geçen bir duygu var. Durgunluk diyebileceğim rahatlatıcı bir sevinç. Bunu belki de ben yaratıyorum ve onun kişiliğinde birleştiriyorum. O susarken, sigara içerken, bakarken, uyurken, severken, solurken. Sanki bunalımı bile rahatlatıcı. O varken ya da yokken. Teninin bu denli güzelliği sonsuz durgunluktan kaynaklanıyor ve bana bu sonsuz yeryüzünden, yaşamdan ve ölümden daha da sonsuz geliyor. İşte bu duygu nedeniyle onunla olmalıyım, onsuz bile olsam.
Sayfa 40
Ondan, bu duygudan, bu istekten, içimizde yaşatma çabası gösterdiğimiz bu sevgi özleminden, özlemin biçimlendirdiği kişiden, düşüncelerimizin biçimlendirdiği derin bağlardan, bu duygular kendi dünyamızda, yalnızlığımızda kalsa da, bir rahatlık, bir kalıcılık, bir hoşnutluk akıyor. Susarken, yürürken, sigara içerken, bakarken, uyurken, severken, boşalırken. Bu duyguyu yitirmediği sürece insanın bunalımı bile anlamlı. Duygular, bir kişi olarak belirlenmese de. Ama insan bu duygularını, birinin tenine, bedenine aktarabilirse, bunu başardığı an yaşam inandırıcı oluyor. İnsan hiç geçmesin istiyor varoluşu. Bu duyguyu yitirmemen gerek. İnsanda biçimlenmese de. Bu duygu beni yenen, içimde yaşayan ve ölen canlıyı yenen tek duygu.
Sayfa 40