Aşk da vardı. Ancak onun çizgilerini hayal meyal seçebiliyordum: Entarisi koyu yeşile mi benziyordu, ne? Belki de çok açık renkli bir şeydi de, ışık öyle gösteriyordu. Yalnız boyu uzundu, zayıftı, göğsünü seçmeye çalışıyordum, olmuyordu. Esmer diyesim geliyordu; esmer olmasını istediğimdendi bu belki de. Böyle bir kadını hiç sevmediğimi, fakat bu yapıdaki, hattā dūpedüz bu kadını bütün erkeklerin bir defaya mahsus olmak üzere deli gibi sevdiklerini düşünüyordum. Işte ben de, deli gibi sevmek üzere idim.
Bunu ben bile yeni yeni sezmeye başlarken, birdenbire, salondaki herkesin anladığını, nasıl diyeyim, gördüm, gördüm; ceplerinden mendil veya sigara paketi çıkarmışlar gibi gördüm: Bu kadına tutulduğumu onlar benden önce anlamışlardı. Ne kadar da doğruymuş.
Her şey yavaş yavaş suyun yüzüne çıkıyordu. Bu kadınla gidecektim, bu kadınla gitmek tehlikeli bir şeydi ve bunları salondakiler benden önce veya, daha doğrusu, en doğrusu, tam benimle birlikte biliyorlardı. Yalnız "tehlikeli" kelimesi çok yetersiz, anlatamıyor duyduğumu. Korku mu? Vardı öyle bir atışı kalbimin. Ama ben soruyordum kendi kendime: Dünyadaki ilk çığlığım acaba.. dört buçuk, beş yaşımda, bir akranımla birlikte yıkık bir kilisenin mahzenine girişim acaba.. on altı yaşımda, kötü dedikleri bir kadınla, hayatımda ilk olarak bir kadınla yatışım acaba kalbimi böyle mi çırpındırmıştı?