Sıla Çağlar

Sıla Çağlar
@silacaglar
Örneğin; kayaların, uçurumların ve taşların kaybolması zaman alır. Rüzgâr onlara hep aynı şeyi söyler. “Burada sonsuza dek kalamazsınız…” Çünkü yağmurun yağması gerekir. Taşlar yavaş yavaş parçalara ayrılıp kuma karışana dek, denizdeki dalgaların durmadan gidip gelmesi, hep aynı şarkıyı söylemesi gerekir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
48 sayfalık şaheser.
Puan vermedi·48 syf.··
2025 15. kitabı
48 sayfalık bu minik ama bir o kadar derin kitap, beni gün boyunca etkisi altına aldı. İlk başta çocuklar için yazılmış gibi görünse de içerdiği derinlik ve felsefi temalarla her yaş grubundan okura hitap ediyor. Kitap, kaybolmanın anlamını sorguluyor. Kaybolmanın sadece fiziksel bir yok olma hali olmadığını, her şeyin bir dönüşüm sürecine girdiğini anlatıyor. Kaya gibi sağlam görünen taşların bile zamanla kaybolacağını, bulutların, kumların, güneşin ve hatta gecenin kaybolmasının zaman alacağını öğretiyor. Duyguların kaybolmasını da ele alıyor. Örneğin, ağlayan karın hızla eriyip kaybolacağını bilmeden daha fazla ağlayarak kaybolmayı hızlandırması gibi. Okurken zihnimde oluşan birçok soru oluştu: Kaybolmak gerçekten bir kaybolma mıdır, yoksa dönüşüm süreci mi? Bir şeyin yok olabilmesi için önce birinin onu fark etmiş olması gerekmez mi? Ve daha da önemlisi, bir insanın kaybolmuş olması, o kişinin kaybolduğu anlamına mı gelir? Kitap, hem bir yandan hayal gücünü harekete geçirirken hem bir yandan da derin düşünsel temalarla zihinleri besliyor. Her sayfasında farklı bir hayat dersini barındıran bu eseri, bir öğretmen olarak sınıfımda paylaşmayı sabırsızlıkla bekliyorum.
Kaybolunca Nereye Gideriz?Isabel Minhós Martins · Koç Üniversitesi Yayınları · 202468 okunma

Sıla Çağlar

, bir kitap okudu
Puan vermedi·48 syf.··
2025 15. kitabı
Isabel Minhós Martins
8.6/10 · 68 okunma

Sıla Çağlar

, bir kitap okudu
Puan vermedi·191 syf.·
29 saatte okudu
·
2025 14. kitabı
Mitch Albom
8.7/10 · 2.779 okunma
Puan vermedi·110 syf.··
2025 13. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mart 2025 23:45
Yabancı, peşine düştüğüm ve uzun zaman sonra beni bugüne bağlayan bir kitap oldu. Hayatta anlam aramaya çalışan bir insanım. Olaylara, insanlara, duygulara belli bir anlam yüklemeyi seviyorum ve bu anlam arayışı, benim için bir tür yaşama amacı. İşte tam da bu yüzden Albert Camus’nun Yabancı romanını okurken kendimi Meursault gibi bir karakterle karşılaşınca tuhaf bir sorgulamanın içinde buldum. Meursault, hayata benim tam zıttım bir noktadan bakan bir karakter. Umursamaz, kayıtsız ve hiçbir şeye – sevmek, üzülmek, mutlu olmak gibi insani duygulara bile – anlam yüklemeyen bir insan. Hayatın anlamsızlığı karşısında Meursault gibi kayıtsız kalmak mı, yoksa benim gibi anlam arayışına devam etmek mi? Bu soruyu kendi içimde taşırken Meursault’yu daha yakından okumaya başladım. Onu anlamak ve bu kayıtsızlığı kabullenmek kolay olmadı ama bir noktada şunu fark ettim: Meursault’nun varoluşu buydu. O, dünyayı olduğu gibi kabul ediyor, anlam aramaktan vazgeçmişti, hatta belki de hiç aramamıştı. Bunları anladıktan sonra şu klişe ama gerçek olan noktaya vardım: Hayatta anlam aramak elbette kıymetli ama bazen olayları olduğu gibi bırakmak, kontrol etme çabasını bırakmak ve sadece akışta kalmak da bir öğrenme biçimidir. Meursault’nun kayıtsızlığı belki uç bir örnek ama o bana bu tür bir kabullenmenin de mümkün olduğunu gösterdi. Hayatta her şeyi anlamlandırma çabasını bırakmanın da bir tür güç olabilirmiş, Meursalut’tan öğrendim.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,3bin okunma