7/10
·304 syf.·
2026 35. kitabı
Kitap çıkdığı an okuma isteği gelmişti, hem tasarımı çok güzeldi, hem de texting olması çok hoşuma gitmişti ilk başta. Şimdi okuya bildim ve kendi şahsi düşüncelerimi sizlerle bölüşüceğim. Öncelikle kitap hem texting şekilde, hem de bazı bölümlerde geçmişte yaşanmış kısa olayları anlatıyor. Sıkıcı bir kitap asla değil, ama kitabı bir yere kadar okuduğunda neyi bulmayı beklemeli olduğunu anlamıyorsun. Şimdi size konusunu açık anlatacağım merak etmeyin. Konusu Linda 20 yaşında, zengin ailede doğulmuş bir kız, evin tek çocuğu diye anladım. Bir gün bilinmeyen bir kullanıcıdan ona mesaj geliyor, ve o kullanıcı Linda'nı okuldan takip eden biri, onun ne yaşadığını, hangi dersleri olduğunu görüyür ve onunla mesajlaşmağa başlıyor ve kimliğini asla söylemiyor. Şimdi bu anlattığımda siz de ilk başta bu kitapın bir aşk romanı olduğunu, o yabancının ana erkek karakter olduğunu düşündünüz değil mi? İşte kitap bizi çok yanıltacak ve söyleyeyim ki asla ama asla kullanıcının kim olduğunu önceden bulma imkanınız yok, yani tahmin bile edemezsiniz, kitabl bitirtikten sonra tabii ki kırmızı zarfta kullanıcının kim olduğu detaylı anlatılıyor. Şimdi biraz sizi merakta bıraktığıma göre konusuna devam edebilirim. Linda bu kullanıcıyla baya baya her gün mesajlaşıyor, kullanıcının kim olduğunu bilmeden geçmişte yaşadığı acıları anlatıyor, kullanıcı da kendisinden bir şeyler anlatıyor falan filan. BİZ SONDA KULLANICININ KİM OLDUĞUNU BULMAYA ÇALIŞIYORUZ. Kitapta kafa karıştırmak için başka karakterler de var tabii öğreniceksiniz, onlar hakkında konuşmak istemiyorum. Şimdi konusu bittiğine göre bu kitap hakkında kendi yorumumu anlatmak istiyorum. Yorumum Sevdiğim kısımlar minnacık spoiler olabilir. Bu kitapta klişe konulardan kaçınıldığı için çok mutluyum, hani düşünüyorsun
1000Kitap
KullanıcıMelisa Şentürk · Ephesus Yayınları · 202651 okunma
Unutulan Zafer
Puan vermedi·272 syf.··
2026 15. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 00:00
Bugün ki incelemem de tarih sayfalarında layık olduğu yeri bulamayıp gölgede kalmış bir zaferden bahsedeceğim. Osmanlı'nın son zaferi Kutül Amare. 1. Dünya savaşıyla birlikte Çanakkalede verilen fevkalede direniş sonucu düşmanı topraklarımıza sokmayıp, savaşı kazandığımızı biliriz. Hatta küçüklükten itibaren bu zaferin kudreti ile büyüdük. Olması gerektiği gibi. Ama Kutül Amare o kadar da şöhretli anlatılmadı bize genellikle bilinmez çünkü. Şimdi size yazabildiğim kadarıyla anlatmak istiyorum. İngilizlerin petrol sevgisi, sömürgeci tutumu Irak sınırlarına kadar vardı. 1. Dünya savaşı ile birlikte petrol bölgelerini yani Basra'yı ele geçirip Osmanlı'yı savaş dışı bırakmak ve Çanakkale'nin intikamını almak istediler. Bu amaçla bölgedeki Arapları çil çil altınlar ile taraflarına çekip Osmanlı'ya karşı durmalarını sağladılar. Kitapta Arapların bu tavrını okurken bir kez daha anladım ki yüzlerce devlet var sadakati bilmez tek Türk var yalnızca davasını görev beller. syf 70. 'Ben altını değil özgürlüğümü düşünüyorum' cümlelerini kuran Yüzbaşı Doğan gibi kişilerin kanını taşımak en büyük mirastır. Altın görünce karakterini, davasını, topraklarını satıp tabiri caizse köpeğin ağzından akan salyalar gibi altını arzulayan neslin torunları olmamamız en büyük şükür sebebidir sanırım. (Burada Osmanlı'nın son döneminde itilaf yanlısı padişahlar ile itiraz etmeyin lütfen. Ben sadece örnek alınması gerekeni gösterip tarihimizi iyisiyle kötüsüyle bütün düşünmeye çalışıyorum.) İngiliz'in petrol, Arapların altın seviciliğini bir kenara bırakıp savaşa döneyim. İngiliz birliklerinin komutanı General Townshend, Selmanı Pak bölgesine saldırma planlarını yapıyordu. Bu sırada bir kurmay yüzbaşı içeri girdi.__ 'Efendim.. Kuvvetlerimiz içinde pek çok Hintli Müslüman asker var.
İnceleme
Kut'ül Amareİsmail Bilgin · Timaş Yayınları · 2018822 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Karada Yaşayamayanların Otobiyografisi
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
Açlık’ı okumak benim için sadece bir "kitap bitirme" eylemi değildi; resmen kendi gizli otobiyografimle yüzleşmek gibiydi. Kitaptaki o isimsiz karakterin sokaklarda açlıktan nefesi kokarken, cebindeki son kuruşu gururundan dolayı başkasına vermesi ya da bir lokma ekmek için eğilmek yerine kral gibi davranmaya çalışması... İşte o "kibir" meselesi, benim yıllarca ördüğüm o kalkanın ta kendisi. İnsan en sefil hissettiği anlarda, o "kusurluluk" duygusuyla baş edemediği için zihninde narsisistik büyüklenmelere sığınıyor. Adamın midesi aç ama ruhu o kadar gururlu ki, gerçeklikle bağını sırf bu yüzden koparıyor. Tıpkı benim uzun zamandır o "kuluçka" dediğim güvenli hapishanemde yaptığım gibi. Karakterin kendi hayatını sürekli imkansızlaştırması, önündeki açık kapıları görmezden gelip çıkmaz sokaklara sapması bana o meşhur "başarı sabotajımı" hatırlattı. Hayat aslında o kadar karmaşık değil; onu yaşanmaz hale getiren yine bizim o durmak bilmeyen analiz motorumuz ve "ya hep ya hiç" diyen katı standartlarımız. Tam bu noktada, o isimsiz adama Adamlar’ın "Rüyalarda Buruşmuşum" şarkısını fırlatmak istiyorum. Şarkıdaki "Başımdan büyük dertlere yar oldum / Biraz bildim az da uydurdum" hali, karakterin sefil gerçekliği zihnindeki büyüklenmeci masallarla yamamaya çalışmasının tam karşılığı. Tıpkı o karakter gibi; rüyasının peşine taksi tutup cüzdanını unutan, "yüzünü gözünü, iki çift sözünü kirli sepeti dibi gibi bastırıp gizleyen" bir adam o. "Sola diye sağa, düzümü tersime" giderek kendi hayatını sabote edişi, tam da başucuna kurduğu o saatli bombaların ortasında rüyalarda buruşup kalması... Kitabın sonunda karakterin karada yaşamayı beceremeyip bir gemiyle belirsizliğe, denize açılması aslında bir vazgeçiş değil, eski benliğin ölümüydü. O gemiye binip gitmek; artık o rüyalarda
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,7bin okunma
9/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 19:04
#karanlıktakikıvılcım #stacywillingham “Canavarlar ormanda saklanmazlar. Gerçek canavarlar hep göz önündedir.” Chloe, geçmişinden kurtulup kendisine yeni bir hayat kurmuştur. Psikolog olan Chloe her yeni hastasında kendinden bir şeyler görür. Çünkü o geride bırakmaya çalıştığı hayatı aslında hiçbir zaman atlatamamıştır. Chloe, on iki yaşında iken babası altı kızı kaçırıp öldürmüştür. Bu olaylar genç kız, annesi ve abisi için tam bir yıkımdır. Yıllarca haberlerin başköşesinde olurlar. Ancak o artık bütün bunlardan kendisini sıyırıp yaşamına devam eder. Güzel bir işi ve çok sevdiği bir nişanlısı vardır. Ta ki o güne kadar. İki genç kız yıllar önce olduğu gibi kaybolmuştur. Chloe’nin ise bu kızlarla bir şekilde bağlantısı vardır. Tüm hayatı tekrar altüst olan genç kadın şimdi bu olayların tam ortasında kime güveneceğini bilmeden yol almaya çalışır. Peki bu cinayetleri bir taklitçi mi işlemektedir. Chloe araştırdıkça öğrendiği gerçekler ile ne yapacaktır? ‘Karanlıktaki Kıvılcım’ baştan sona gizem ve gerilimle dolu harika bir kitap. Kurgusu, karakterleri ve sonu ile çok severek okudum. Bir gerilim kitabından beklenen her şey bu kitapta vardı. Chloe’nin yaşadıkları tam bir aile trajedisi. Buna rağmen güçlü bir kadın olmayı seçerek kendi yolunu çizmiş. Ama geçmiş bir türlü peşini bırakmıyor. Kimin dost kimin düşman olduğunun belli olmadığı bir kurgu. Sonu ise kesinlikle tatmin ediciydi. Ben bu türü çok okuduğum için katilin kim olduğunu bildim. Bütün olaylardan sonra ise Chloe ve babası arasında bir yüzleşme okumak isterdim. Gerilim-gizem ve heyecanın son sayfalara kadar devam ettiği bu güzel kurguyu türü sevenlere şiddetle tavsiye ederim, kesinlikle pişman olmazsınız. Yeni kitaplarda görüşmek üzere
Karanlıktaki KıvılcımStacy Willingham · Altın KitaplarMurat Karlıdağ · 2026201 okunma
kuir olması dısında pek bir özeliği yok
6/10
·256 syf.··
2026 5. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 14:34
öncelikle bu kitap hakkında kafamın bir tık karısık oldugunu belirtmek istiyorum. biraz incelemeye de puanlamaya da yansımıs bu kafa karısıklıgı ama cidden bu kitap hakkında ne düsünmem gerektigini bilmiyorum. olabildigince acık konusup kitabı her yönüyle ele almaya calıstım fakat bu konuda ne kadar basarılı oldugum sorgulanır. analizim biraz kafadan kontaksa kusura bakmayın Kitap bir yere kadar kendini okutuyordu. birazdan deyinecegim bazı küçük sorunları vardı ama akıcıydı. Özel hissettirmiyor olabilirdi fakat akıcıydı. Sonra kitabın yarısına geldim ve kitap beni biraz kaybetti. Simdi kitabın beni kısmen kaybettigi kısımlar çoğu insan için öyle çok kafaya takılacak sahneler değildi. Ama ne diyim yani, on beş yaşındayken bir hafta içerisinde dört farklı cinsel deneyime (sadieyle yapmasa da kızın odasında bisiler yasadılar o yuzden onu da saydım) sahip olmak bana normal gelmedi. Cinsel sahnelerden kendimi bildim bileli hoşlanmam ama bu sahneleri yasayn arkadasın yasını da göz önünde bulundurunca daha da bir çemkirdim. Ben de Jeff ile benzer bir yasta olan bir lise öğrencisiyim ve Jeffin bu konudaki maceraları asırı ecnebi geldi. Öpüsürsün, ele ele tutuşursun, sarılırsın ama oyle seyler de.... ne bileyim yani. Amerikanın bu konuda cok daha farklı bir kültürü oldugunu biliyorum. Jeff ve Rankin arasında gecenlerin bir bakıma tecavüz olarak adlandırılabileceğinin de farkındayım. Yine de benim için fazla hormonluydu üzgünüm. Cinsel keşif sahneleri pekçok insana sıradan hatta relatable geliyor olabilir ama baskaları öyle düsünüyor diye rahatsız oldugum sahneleri nötr karsılamıs gibi davranmak istemiyorum. hem burası intihara kalkısmıs hastaların da bulundugu bir kogus degil miydi??? güvenlik neden bu kadar az?? cocuklar birbirlerinin odalarına cok rahat girip cıkıyor bir
İntihar NotlarımMichael Thomas Ford · On8 Kitap · 201178 okunma
Belki zürafa da bir otistikti..
Puan vermedi·32 syf.··
2026 7. kitabı
Uçma arzusu taşıyan bir zürafa ve ona nesi olsaydı uçabileceğini söyleyen beş kuş: karga, baykuş, martı, güvercin ve serçe. Her karşılaşmada "uçamazdı elbette (...) zürafa" diyor yazar. Beş kuş zürafanın eksikliğine dikkat çekiyor. Hâlbuki eksiklik diye etiketlenen şey sadece bir farklılık değil midir? Yazar "Her binişinde salıncağa duysa da aynı mazeretleri zürafa hissederdi kendini uçuyormuş gibi bulutlarda." diye sonlandırıyor öyküyü. Bir kuşun anatomisine sahip olmadığından uçamayan zürafa arzusuna bir çıkış yolu bulmuştur. Okurken ve bunları yazarken kendi öykümü düşündüm yine: mesela ben kendimi bildim bileli doğal bir yolla (ilaçsız) derin uykuya dalmanın neye benzediğini bilmiyorum. Sosyal ilişkilerin yoğun olduğu anlarda/ yerlerde bunalıyorum, afallıyorum; günler boyu inzivada olursam ancak zihnimi toparlayabiliyorum; birinin bir sorununu dinlerken dinlemeyip/ teselli etmeyip pat diye çözüm yolları anlatıyorum. Maskeler kullandıktan sonra tükenmişlik yaşıyorum. Özlemiyorum, özlemenin ne olduğunu anlayamıyorum. Ve daha başka "yetersizlikler/ eksiklikler"... Çocukken tanı almayan diğerleri gibi ben de bu yap(a)madıklarım için yıllarca kendimi yargıladım. Kendimi suçladım. Hâlbuki sadece zihnim farklıymış, dünyanın nörotipik yapısı bana uygun değilmiş. Şimdi bu farklılığı onurlandırarak yapıyla savaşmadan kendi şarkımı söyleme zamanı.
Bir Zürafa Beş Kuş Eder mi?Semra Alkan · Multibem Yayınları · 201817 okunma