9/10
·315 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
Bugün sizlere gerçek, içimizden olan ama bir o kadar fark edilmemiş bir hayat hikayesi ile geldim. Ben çoğunlukla insanları aynı hayatları yaşıyor gibi nitelendirirdim bundan kısa bir süre öncesine kadar ancak şimdi balkonumda oturduğunda yanan her bir ev ışığında acaba ne hayatlar yaşanıyor diye düşünüyorum işte bugün de böyle bir kitapla geldim Bu kitabın sayfalarını çevirirken, aslında bir insanın kalbine dokunduğunuzu hissediyorsunuz. Ayşegül Elhakan’ın "Ben Olmadan Önce" romanı benim için tam olarak böyle bir deneyim oldu. Henüz 20 günlükken başlayan, 13 yaşında ikinci kez tekrarlanan bir terk edilme hikayesi bu... "Yuva" dediği, sığındığı yerlerin ansızın elinden kayıp gitmesi; aidiyet duygusunun, kimsesizliğin ve insanın en derin yarası olan "köklerini arama" çabasının gerçeğe dönüşmüş hali bu hayat kitabı. Kitabı okurken yazarın yaşadığı o büyük yüzleşmeler, o buruk çocukluk ve gençlik yılları içime öyle bir işledi ki... Hem derin bir hüzün hissettim hem de her şeye rağmen hayata tutunmayı başaran o güçlü kadının mücadelesiyle içsel bir bağ kurdum. Yazarın Müge Anlı’ya kadar uzanan o gerçek yaşam mücadelesini, ki ben pek tv seyretmem, hayal kırıklıklarını ama en çok da pes etmeyişini okumak, kelimelerin çok ötesinde bir duygusallık bıraktı bende. Kendimden, kendi içsel sorgulamalarımdan çok şey buldum bu sayfalarda. Sadece bir hayat hikayesi değil; insanın kendi küllerinden nasıl yeniden doğabileceğine dair çok sarsıcı, çok gerçek bir yüzleşme. O bir anka kuşu bence. Peki siz de bir anka kuşu olabilir misiniz?
Ben Olmadan ÖnceAyşegül Elhakan · Otağ Yayınları · 202523 okunma
Okuuu
Puan vermedi·109 syf.··
2026 56. kitabı
"Beni ağlama hakkımdan yoksun bıraktılar.." Boğazıma oturan koca bir yumru , saatler süren baş ağrısı.. İşte beni bu hale getirdin minik dostum Diana. Ertesi gün TV programında annesini terk eden bir kıza diyor ki sunucu ; o senin annen. Aklıma hemen küçük dostum geldi hemen herkes de anne olamıyor maalesef. Detaylı incelemeye geçmeden önce gerçek hayattan uyarlanmış kitapla ilgili bilgilere değinmek isterim arkadaşlar ; 2009 yılında Fransa’da yaşanan bir olayı konu alan kitap, 2019 yılında da aynı isimle filme uyarlanmış. Ayrıca yazarına da ödül kazandırmış. Şimdi gelelim incelememize ; Fransa’da 8 yaşındaki minik dostumun ebeveynleri tarafından sistematik şiddet / istismar sonucu hayatına son verilmesini ve okul, devlet ve teyze, büyükanne gibi diğer aile fertlerinin buna sessiz kalmasını işliyor kitap.Aslında öğretmenleri ses çıkarmaya çalışıyor ama dışarıya muhteşem aile imajı verilmesi ve minik dostumun ketum davranışı önlerini kesiyor. İncelememi sonlandırırken şiddetle okuyun dediğim eser ile ilgili ufak bir uyarıda bulunmak isterim arkadaşlar ; mental olarak kendinizi hazırlamadan elinize almayınnn!!
İnsan ve Duygular
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,8bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
7/10
·336 syf.··
2026 14. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2026 17:25
Kitap, Parnas adında kurnaz bir Fransız kadının, servetleri ve zaafları için aynı anda idare ettiği üç farklı erkeği ve bu ilişkiler ağının etrafında dönen olayları konu alıyor. Yanlış Batılılaşma, toplumsal yozlaşma ve lüks tutkusunun aile yapısını nasıl dinamitlediğini, sokağın canlı dili ve sert bir eleştiriyle ele alınıyor. Dizi izler gibi hissediyorsunuz çünkü ne eksik ne fazla. Televizyonda izlenen ve maruz kalınanların belki biraz daha masum kalanı. Tv'de neler neler oluyor. Bu kitap yanında masum kalır. Gerçi o dönemin toplum yapısını da düşünmek gerekiyor şimdi de burada sosyolojik analiz yapmaya başlarsak işimiz uzar da uzar. Hüseyin Rahmi'nin yazdığı karakterlerin her birinin hayat öykülerini uzun uzadıya okuyoruz çoğu eserinde. Şıpsevdi kitabında bu aşırı abartılı olduğu için nefret etmiştim neredeyse. Ama bunda neyse ki hem karakter sayısı fazla değil hem de yazar insaf göstererek her birinin başından ayağına kadar betimlemesini uzatmamış. Konu zaten adından belli ama işleniş bakımından sürükleyici diyebilirim. En çok Saffet'e üzülmekle birlikte Hami yaşadığı her şeyi hak etti diyebilirim. Çarpık ilişkiler herkese zarar verip aileleri yıkıyor, kimi malını kimi canını kimi ikisini birden kaybediyor. Masum olmayan sapkınlıklarını aşk kisvesi altında yaşamaya çalışanların da elleri avuçları boş kalıyor. Kime hiçbir şey olmuyor dersiniz?
MetresHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202552 okunma
8/10
·384 syf.··
2026 30. kitabı
Şöyle içinde herşeyden bir dem olan, hiç smut sahnesi olmayan, tam beynimin kıvrımlarına layık bir romantik komedi kitabı okumayalı baya uzun zaman olmuştu. Kitabı çok çok sevdim, tüm karakterlere bayıldım ama özellikle Anna Appleby a aşırı bayıldım. Mükemmel olmayan, hataları, kusurları ve özgüvensizlikleri olan, beyin fırtınalarının kaygısında kaybolan o kadar gerçek bir karakter olarak kurgulanmış ki, çok sevdim. Kitapta bir diğer bayıldığım, gerçekten çok bayıldığım şey de her bölüm başlangıcında Annanın internette yaptığı arama başlıklarının yazılmasıydı. Çok komik ve çok herkesti.:)) Yazarı ilk kez okudum ama okumaya devam edeceğim kesin. Graham Norton Show gibi ünlü tv showlarında uzun yıllar yapımcılık yaptıktan sonra artık sakin bir hayat yaşamayı ve yazarlığa daha çok yönelmeyi tercih etmiş kendileri, alkışlarım kendisine bolca şelale.:)))
Kitap Yorumu
Biz Şimdi Neyiz?Sophie Cousens · Olimpos Yayınları · 202649 okunma
Kitlelerin Gönüllü Felci
Puan vermedi·332 syf.·
2026 7. kitabı
Efendim, insanoğlunun en kadim, en gizli ve belki de en utanç verici korkusu nedir bilir misiniz? Ölüm mü? Açlık mı? Hayır. Bir kalabalığın ortasında "farklı" olduğunu, aykırı düştüğünü hissettiği o dondurucu yalnızlık anıdır. Birey, hakikatin o keskin ve soğuk zirvesinde tek başına üşümektense, sürünün o boğucu ama güvenli sıcağında erimeyi tercih eder. İşte Alman siyaset bilimci Elisabeth Noelle-Neumann, “Kamuoyu: Suskunluk Sarmalının Keşfi” adlı o sarsıcı eserinde, insan fıtratındaki bu trajik zaafı alır ve onu siyasetin, medyanın ve sosyolojinin acımasız laboratuvarında paramparça eder. Elinizdeki bu kitap, sıradan bir iletişim kuramı metni değildir; muktedirlerin, kitleleri nasıl görünmez iplerle bağladığını deşifre eden bir "olay yeri inceleme" raporudur. Noelle-Neumann’ın tezi, adeta tokat gibi yüzümüze çarpan bir sadelik taşır: Bireyler, çevrelerindeki fikir iklimini sürekli olarak tarayan "sosyal bir radara" sahiptir. Yazar buna "sosyal deri" der. Eğer kişi, savunduğu fikrin toplumda yükselen bir değer (çoğunluk) olduğunu hissederse, sesini gür bir şekilde çıkarır. Ancak –ve burası can alıcı noktadır– eğer fikrinin azınlıkta kaldığını, itibar kaybettiğini yahut dışlanmasına sebep olacağını sezerse, anında susar. Kabuğuna çekilir. Peki, bu bireysel suskunluk toplumsal arenada neye yol açar? İllüzyona! Azınlıkta olsalar bile sesini yüksek çıkaranlar, o alanı domine ettikleri için "mutlak çoğunluk" gibi görünürler. Sesi kısılan gerçek çoğunluk ise, meydanı boş bıraktığı için giderek küçüldüğünü zanneder ve o meşum "suskunluk sarmalı" (spiral of silence) hızla aşağı doğru dönmeye başlar. Bir tarafın sesi megafonla yankılanırken, diğer tarafın fısıltısı bile kendi boğazında düğümlenir. Eserin en çarpıcı yanlarından biri, bu illüzyonun baş mimarı olarak "Kitle
Kamuoyu: Suskunluk Sarmalının KeşfiElisabeth Noelle-Neumann · Dost Kitabevi Yayınları · 199816 okunma
Hayat acımasız ama siz olmayın, bu ilk incelememsi!
9/10
·202 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2026 13:42
Daha önce birçok kitap okudum ve belki birkaç inceleme ancak hiç kitap incelemesini yapmamıştım, o nedenle mutlaka ve mutlaka hatalarım olacak, hatta bu bir inceleme bile olmayacaktır belki bir özet birazcık da yorum. Bu nedenle okumayanlar için spoiler içerecektir. Her şey, yazarın hayatı akışına bırakıp bir arkadaşıyla yürürken bir polise verdiği çatlak ve sıra dışı bir cevabıyla başlıyor. Sonrasında yazarın da memnun olduğu gibi biz de memnun oluyoruz bu rastlantıya, çünkü bu eser sonrasında yaşanan ve hissedilen zincirleme bir takım düşüncelerin sonucu. Neredeyse insanların mutsuz olmasına izin verilmediği bir dünya, böyle bir dünya ne kadar gerçekçi veya ne kadar yaşanılabilir olabilir ki! Mutsuzluk olmadan, hüzün, matem, acı, bunlar olmadan hayatın ve yaşamın ne kadar anlamı olabilir. Mutluluğun gerçekten de bir mutluluk olduğu, alışılagelmiş bir sanrı hatta bir dayatma olmadığı anlaşılabilir mi? Düşünün ki sigaranın ya da şekerin zararlarının olduğunu yazan bir metin bir kitap sizi mutsuz edebilir, sizi düşündürebilir ve pişmanlık duymanıza yol açabilir. O zaman yakalım. Hatta ve hatta sevdiklerimiz bu dünyadan göçtüklerinde bir mezar taşı bile olmasın üzerinde iki kelime yazan, hatırlamayalım, üzülmeyelim. Mezar taşları da olmasın ve hatta mezarları, cesetleri bile olmasın, kül edelim onları. İnsan kendi geçmişinden, kendi düşüncelerinden, ruh halinden ne kadar kaçabilir ki? Eşitlik, bu kavram her zaman güzel duygularla çağrışım yapar ancak eşitlik her zaman mutlu eder mi? Çoğunluk veya eşitlik her zaman iyi bir şey midir? Herkesin eşit derecede mutlu olduğu, mutsuzluğa izin verilmediği bir dünya. Bunun için bazı şeylerin eşit olması gerekir; herkesin eşit derecede düşüncesiz; eşit derecede sorgulamayan; eşit derecede bencil; eşit derecede itaatkar ve
1000Kitap
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,5bin okunma