Büyümeye duyulan bu takıntı,modern dunyada yasadigimiz icin bize oldukca siradan ve anlasilir geliyor. Halbuki gecmiste boyle degildi; Hint mihraceler,Osmanli Sultanlari, Kamakura şogunları ve Han imratorlari ekonomik buyumeyi saglamak ugruna nadiren risk alirdi. Modi, Erdoğan, Abe ve Cin devlet baskani Ci Jinping'in kariyerlerini
ekonomik buyume ugruna ortaya koymalari,buyumenin tum dunyada neredeyse ilahi sayilabilecek bir mertebeye ulastiginin kanitidir.
1600'lerde Kahire'ye ya da İstanbul'a seyahat ettiginizde cok kulturlu ve hosgorulu metropollerle karsilasirdiniz; Sünniler, Şiiler,Ortodoks Hıristiyanlar, Katolikler,Ermeniler,Kıptiler,Yahudiler, hatta zaman zaman Hindular bile görece uyum icinde hep birlikte yasarlardi. Osmanli İmparatorlugu dini sebeplerle ayrimcilik yapsa ve aralarinda kendilerince cekismeler yasansa da Avrupa'yla karsilastirildiginda ozgurluklerle dolu bir cennetti.
Ruhlarin varligi evrim teorisiyle aciklanamaz. Evrim degisim demektir,haliyle sonsuz varliklar yaratma meziyetinden yoksundur. Evrimsel acidan bakildiginda insanin ozune en yakin sey olan DNA'miz, bir sonsuzluk makami olmaktan cok bir mutasyon ve degisim aracidir. Ruhlarini terk etmektense evrim teorisini reddeden buyuk bir cogunlugu korkutan da budur iste.