Dünyayı bazen yalnızca parlak ışıklar altında değil; zıt renkler, hatta sepya içinde görmek bile faydalı olabilir; beklenmedik ortak özellikler, sınır çizgilerinin belirginliğini ancak o zaman flulaştırır.
“Onu görüyorum,sabah erkenden,gün doğmadan önce kendimizi denizin kıyasında yürürken görüyorum,on yaşındayım. Hafifçe koşuyoruz,sonra duruyoruz,kollarımızı başımızın üzerine kaldırıyoruz ve derin bir nefes alıyoruz. Güneş doğdu doğacak,sabahın serinliği mahmurluğumuzu dağıtıyor. Ne yapıyoruz? Çocukluğumuzun gizli süper gücünü sokuyoruz-iyot buharı. Gaz ve petrol gibi doğal kaynakları olmayan bizler,iyot buharı zenginiyiz. Ama onu ne ihraç etmek mümkün ne de saklamak. Hep böyle geçici,fakir şeyler bakımından zenginiz.”
Gospodinov, hayat ile ölüm arasındaki o ince çizgiyi, sevgiyle yoğrulmuş bir varoluş sorgusuna dönüştürüyor. Babasının kaybını, dramatize etmeden ama içtenlikle aktarması, satırların arasında evrensel bir ağıt gibi yankılanıyor. Benim için de bu satırlar, babamın sessizliğinde saklı kalan duygulara bir tercüman oldu; söze dökülemeyenlerin edebi bir karşılığı, zamana asılı kalan bir yankısı oldu. Bu kitap, kaybın ağırlığını omuzlarımızda taşırken aslında bizi var eden sevgiye ve hafızanın derinliklerine açılan bir kapı niteliğinde.
Çok ama çok sevdim.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma