“Onun bugüne kadar ki varlığı,benim kendi varlığımı,çocukluğumun varlığını doğruluyordu. Öte yandan yokluğu hafızanın tüm mekanizmasını harekete geçiriyor. Uzun zamandır aklıma gelmeyen şeyler şimdi uyanıyor,onları ben uyandırıyorum-tüm bunların gerçekten olup bittiğinden emin olabilmek için. İstemli ve istemsiz bellek birlikte çalışıyor ve anıların paslanmış çarkını harekete geçiriyor,net görülmeyen yerleri temizliyor veya uyduruyor. Kabul etmeliyiz ki bu,vefat edene yönelik bir bellek çalışması olduğu kadar,kendimize de yöneliktir,benmerkezci,bir anlamda kendimizi kurtarmaya,birinin gidişinden sonra hayatta kalışımızı anlamlandırmaya yönelik bir uğraştır. Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hala var olduğumuz söylenebilir mi?”
Bu kitap ölüm hakkında değil,sona eren bir hayat için duyulan hüzün hakkında. Arada fark var. Bu,sadece onun bal dolu peteği için değil,peteğin boş hücreleri için de duyulan bir hüzün,hatta o çok daha güçlü. Elimizdeki mumların dahi yanıp tükenirken hatırladıkları o petek için duyulan hüzün.