Olanlar oluyor.
Olanlara çoğunlukla karşı konamıyor.
Olanlardan aldıklarımız ve olanlarla kaybet tiklerimiz, onların neresinde durduğumuzla il gili olarak tamamen değişebiliyor. Ama işte in san bazen nerede durması gerektiğini de kesti remiyor.
Çare anlamaya çalışmakta; izlemekte, dinle mekte, dikkat etmekte. Başımızdan geçenleri, içimize çökenleri, bizi ufacık odalara sokan ve kalabalık sokaklara döken sebepler neyse hep sini anlamaya çalışmak gerekiyor.
Çünkü olanlar, anlaşılmak istiyor. Başımıza gelen her şey bize bir şey anlatıyor.
Ve biz onları anlayamazsak, her şey yeniden, yeniden yaşanıyor. Biz olanların arkasındaki sebepleri göremediğimiz sürece, yaşanan her şey farklı bedenler, başka şekiller, yepyeni maskelerle gelip tekrar tekrar karşımıza oturuyor.
Hayat akıyor sanıyoruz, oysa her şey hep aynı tekerle gin içinde dönüyor.
Olanlar, uykusu gelmiş öğrencilerine elindeki tebeşiri karatahtaya vura vura ders anlatmaya çalışan bir öğret men gibi, hep orada olacak. O tebeşir mutlaka çarpacak tahtaya, bugün ya da yarın, seni mutlaka uyandıracak.
Olanlar, sen tadına dikkatle bakıp, içindeki baharatı an lamaya çalışmadığın sürece, ne kadar şikâyet edersen et, her akşam aynı tabakla sofrana konacak. Her akşam aynı yemeği yemekten sıkıldığın gün, ne yediğine dikkat etmek aklına gelecek.
Bunun kaçarı yok; öğretmeni dinlemek, yemeğin tadını
almaya çalışmak şart.
Elindeki düğümün tam olarak ne zaman çözülmez hale geldiğini, neden tam da bu zamanda ve neden senin elin de kaldığını anlayamasan da, ipin ucunun nereye vardığını görmeye çalışman şart.
Olanlar, oluyor.
Olanlara çoğunlukla karşı konamıyor.
Olanlardan aldıklarımız ve olanlarla kaybettiklerimiz, olanların neresinde durduğumuzla ilgili olarak tamamen değişebiliyor.
Sen anlamaya ve görmeye çalışan