8/10
·128 syf.··
2026 11. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 00:46
Ayrılmaz İkili, yalnızca bir dostluk hikâyesi değil, aynı zamanda kadınların özgürlük mücadelesine dair dokunaklı bir anlatı. Simone de Beauvoir, Sylvie ve Andrée’nin dostluğu üzerinden aile baskısının ve toplumsal beklentilerin bireyin yaşamını nasıl şekillendirdiğini etkileyici bir şekilde gösteriyor. Özellikle Andrée’nin yaşadığı iç çatışmalar uzun süre akılda kalıyor. Sade ama duygusal anlatımıyla, okuru hem düşündüren hem de hüzünlendiren bir roman.
Ayrılmaz İkiliSimone de Beauvoir · Can Yayınları · 2023363 okunma
Puan vermedi·
yahuu içim dışım krep oldu, krep krep krep... bayılacağım krepten.. 136. sayfadayım, n'apsam? şimdi senden vaz mı geçmeli? krep yapıp kitaba devam mı etmeli? bilemiyorum...
Sartre’a Mektuplar-I: 1930-1939Simone de Beauvoir · Alfa Basım Yayım Dağıtım · 2022104 okunma
Reklam
8/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 09:08
​"İnsanlar bir komplonun varlığına inanmak için gizli kanıtlar aramazlar; tam tersine, kendilerini tehdit altında hissettikleri an, suçlayacakları düşmanın zaten her zaman şüphelendikleri kişi olduğunu duymak isterler. Onlara nefret edecekleri hazır bir düşman verin, gerisini onlar halleder." ​Umberto Eco, Prag Mezarlığı isimli bu kitabında kitle psikolojisinin bu en zayıf noktasını acımasız bir tarihsel hicivle yazıya dökmüş. Roman, 19. yüzyıl Avrupası’nın karanlık dehlizlerinde rehberlik ederken, modern Yahudi karşıtlığının ve komplo teorilerinin laboratuvar ortamında nasıl adım adım imal edildiğini gözler önüne seriyor. ​Yazarın, "Bu romandaki ana karakter dışındaki herkes gerçekten yaşamıştır ve her şey gerçektir" sözleriyle özetlediği eser, kurmaca ile acı gerçeklerin iç içe geçtiği bir klasik. Romanın merkezinde, 18. yüzyıl sonu Paris'inde yaşayan, hafızasını kısmen kaybetmiş ve geçmişin izlerini kişiye özel bir günlük tutarak bir araya getirmeye çalışan Yüzbaşı Simone Simonini yer alıyor. Simonini, kitaptaki tek kurgusal karakter; ancak üstlendiği rol tarihsel olarak dehşet verici. O, tarihin en büyük ve en kanlı iftiralarından biri olan Siyon Liderlerinin Protokolleri adlı sahte belgenin arkasındaki hayali üretici. ​Eco, bu pespaye sahtekarın gözünden, tarihin akışını değiştiren büyük komploların, gizli servis manipülasyonlarının ve kitleleri peşinden sürükleyen nefret söylemlerinin aslında ne kadar bayağı, şahsi çıkarlara dayalı ve uydurma metinlerden türediğini çarpıcı bir şekilde anlatıyor. ​Simonini’nin çıkar uğruna uydurduğu hikayeye göre; Yahudi liderler gece yarısı Prag'daki eski Yahudi mezarlığında toplanmakta ve dünyayı ele geçirme planları yapmaktadır. Bu edebi uydurma, trajik bir şekilde zamanla gerçek bir istihbarat belgesi gibi piyasaya
Prag MezarlığıUmberto Eco · Doğan Kitap · 20171,228 okunma
Puan vermedi·496 syf.··
2026 4057. kitabı
Umberto Eco okumak benim için her zaman biraz meydan okumaya benziyor. Çünkü Eco size yalnızca bir hikâye anlatmıyor; sizi tarihin, siyasetin, dinin, felsefenin ve insan zihninin karmaşık koridorlarında uzun bir yolculuğa çıkarıyor. Prag Mezarlığı da tam olarak böyle bir kitaptı. Okurken birçok kez durup araştırma yapma ihtiyacı hissettim, bazı bölümleri tekrar okudum ve zaman zaman olaylardan çok fikirlerin peşinden gittim. Bu roman klasik anlamda bir polisiye ya da gerilim kitabı değil. Ortada çözülmeyi bekleyen bir cinayet veya okuyucuyu sürekli ters köşeye yatıran bir gizem yok. Asıl mesele, tarihin nasıl yazıldığı, insanların nasıl yönlendirildiği ve nefretin nasıl üretildiği. Eco, bu kez mezarların arasında dolaşırken aslında insanlığın karanlık tarafını kazıyor. Kitabın merkezinde Simone Simonini var. Fakat Simonini dediğimiz kişi bile tek bir kişiden ibaret değil gibi. Daha ilk sayfalardan itibaren insan kendine şu soruyu soruyor: “Bu adam gerçekten kim?” Çünkü anlatıcıya güvenmek neredeyse imkânsız. Hafızası parçalanmış, kimliği bölünmüş, gerçekle kurgu arasındaki çizgiyi sürekli bulanıklaştıran bir karakterle karşı karşıyayız. Ben romanı biraz da psikanalitik bir gözle okumaya çalıştım. Özellikle Freud'un id, ego ve süperego kavramları sık sık aklıma geldi. Simonini bana sağlıklı işleyen bir benlikten çok, kendi içinde parçalanmış bir zihni hatırlattı. Sahtekârlık yapan, belgeler üreten, insanları manipüle eden, nefretle beslenen bu karakterin aslında kendisiyle bile barışık olmadığını düşündüm. Peder Dalla Piccola karakteri özellikle dikkatimi çekti. Sanki Simonini'nin bastırdığı taraflarının vücut bulmuş hali gibiydi. Bir yerde vicdanı, başka bir yerde ahlaki yükleri, bazen de cezalandırıcı bir iç sesi temsil ediyor gibiydi. Sürekli ortaya çıkıp kaybolması,
Prag MezarlığıUmberto Eco · Doğan Kitap · 20171,228 okunma
9/10
·320 syf.··
2026 90. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 12:45
1939 yazı çok sıcak geçmiş. Aslında bu sıcak yazı, 10 Mart tarihinden başlatmak mümkün. Çok sıcak günlere gebe olan 10 Mart, aslında kışın adeta yeniden bütün soğuğuyla geri geldiği bir günmüş, ama sıcak günler de o günlerde hayata geçmeye başlamış. İkinci Dünya Savaşı’na giden yolun, ilmek ilmek nasıl örüldüğünü, nasıl planlandığını ve nasıl hayata geçirildiğini , neredeyse gün , ülke , şehir şehir anlatıyor elimizdeki bu kitap. Dönemin ünlü yazarları ya da bilim adamları bu savaş hakkında ne düşündü, onlar o günlerde neler yapıyorlardı, bu kitapta okuyabiliyoruz. O dönemin bütün ünlüleri var, Thomas Mann, Hemingway, Simone de Bevoir, Freud…. İngiltere, Fransa, Amerika, Rusya ve burada yazmadığım tüm ülkelerin nasıl tavır aldıkları ya da görmezden geldikleri, kendilerine dokunmaması için neler yaptıklarını gün gün, bir noktadan sonra saat saat yazmış Biermann. Müthiş bir çalışmanın eseri, ve mutlaka okunması gereken bir kitap.
1939 YazıWerner Biermann · Can Yayınları · 201174 okunma
Puan vermedi
Harika bir kitabın yorumu ile geldiiim Bir gecede elimden bırakmadan okudum ve kesinlikle ilk kitaptan çok daha fazla sevdim. Karakterler o kadar tatlıydı ki hangisini daha çok sevdiğime karar veremedim. “Vegas’ta olan Vegas’ta kalır” sözünü bilirsiniz. Ama bu kitapta Vegas’ta olan orada kalmıyor. Çünkü karakterlerimizden biri Formula 1 yarışçısı, diğeri ise dünyaca ünlü bir pastane zincirinin sahibi. Thomas bir Formula 1 yarışçısıdır fakat yaptığı talihsiz bir açıklama nedeniyle linçlenmektedir. Tam bir İngiliz olan erkek karakterimiz aynı zamanda oldukça zengin bir aileden gelir. Abisinin katılması gereken bekârlığa veda partisine, aileyi temsilen o gider. Stella ise nikâh masasında terk edilmiştir ve bunun üstüne bir de sarhoşken çektiği bir videoyu paylaşmıştır. Hayatı altüst olmuşken, kuzeninin Vegas’taki bekârlığa veda partisine katılıp her şey yolundaymış gibi davranmak zorundadır. Stella ve Thomas o partide tanışır, birlikte vakit geçirirler ve sabah… birlikte uyanırlar. Uyandıklarında karşılaştıkları gerçek ise ikisinide şok eder. Bir şapelde evlenmişlerdir ve her şey yasalara uygundur. Boşanmak için avukatlarına talimat veremeden evlilik haberleri basına sızınca, evli kalmaktan başka çareleri kalmaz. Ancak sarhoşken yaptıkları bu “hata”, gün geçtikçe sorunlarına çözüm olmaya ve doğru hissettirmeye başlar. Koydukları kurallar ve birbirlerine yaptıkları esprilerle renkli bir evlilik yaşayan ikili için artık tek bir adım kalmıştır: Duygularını kabullenmek ve itiraf etmek… Mükemmeldi… Thomas ve Stella arasındaki diyaloglar o kadar doğal ve keyifliydi ki okurken inanılmaz eğlendim. İlk kitapta tanıdığımız çifti bu hikâyede yeniden görmek de ayrıca çok tatlıydı. Çok sevdiğim bu şahane kitabı gönül rahatlığıyla tavsiye ederim
Yarış BenimleSimone Soltani · Artemis Yayınları · 202624 okunma
Reklam
Reklam