Renault fabrikasının ağır işleyen çarkları arasında, İspanya İç Savaşı'nın cephelerinde ve açlığın fiziksel sınırlarında felsefe yapan Marksist bir kadın direnişçidir Simone Weil. İşçilerin ve ezilenlerin acısını bizzat hissetmek için onlar gibi yaşamış, yoksulların istihkakından fazlasını yemeyi reddederek kendi varlığını düşüncelerinin sunak taşında feda etmiş tavizsiz bir ruhtur kendisi.
Simone Weil’in Felsefe Dersleri, düşünürün zihinsel evrenine doğrudan, ancak bir o kadar da dolaylı bir pencere açıyor. Zira bu eser, Weil'in kendi elleriyle kusursuzlaştırmak üzere masaya yatırdığı bir eser değil; 1933-1934 eğitim yılında Roanne'daki bir lisede verdiği dersler esnasında, öğrencisi Anne Reynaud-Guérithault tarafından titizlikle tutulan notların bir derlemesidir.
Kitap temel olarak, dönemin klasik Fransız felsefe müfredatının şematik izini sürer. Psikoloji, bilgi teorisi, ruh-beden düalizmi, algı, zaman, hafıza, irade, özgürlük, ahlak ve toplum gibi köklü meseleler sırasıyla ele alınır. Ancak Weil, bu geleneksel ve yer yer kuru müfredatı kendi tavizsiz hakikat arayışıyla yontar. İnsanın maddi dünyayla kurduğu ilişkiyi, eylemin doğasını ve bilhassa ileride düşüncesinin belkemiği olacak dikkat kavramını, henüz o ağır mistik ve dinsel buhranlarını yaşamadan önceki görece rasyonel, Descartesçı ve Marksist etkiler taşıyan zihniyle inceler. Eser, Weil'in sonradan radikalleşecek olan düşüncelerinin—özellikle emeğin kutsallığı ve düşünce ile eylemin ayrılmazlığına dair inancının—ham tohumlarını barındırır.
Ancak Felsefe Dersleri, edebi bir doygunluk veya Weil'in o yakıcı felsefi derinliğini tüm çıplaklığıyla arayanlar için açık bir hayal kırıklığı yaratma potansiyeli taşır. Metni ele alırken, onun ontolojik bir başyapıt olmadığını kabullenmek gerekir. Çünkü öğrencisinin