John Maxwell Coetzee'nın okuduğum ilk kitabı. Kitap benim açımdan iki bölümden oluşmakta. İlk bölüm Profesör David Lurie'nin yaşlılığıyla ve karşı cinsle olan ilişkilerinde kendini o ilkel dürtülerin farkında olması fakat bunları dizginlemek adına çaba sarf etmeyişi hatta bu arzuların dizginlenişinin insanın doğasına aykırı olduğuna dair felsefi söylemler ardından kendinden 30 yaş küçük öğrencisiyle yaşadığı ilişki ve bu ilişkinin ifşa olmasından sonra üniversitenin disiplin kurulu tarafından sorgulanmasını etik bulmadığını çok kişisel bir yaşayışı toplumsal statülerden dolayı (öğretmen-öğrenci; güçlü ve güçsüz- yaş farkı) gibi kavramlarının içine çekilip sorgulanmasını doğru bulmadığı hatta buna savunma bile yapmanın gereksiz olduğuna dair benim beğendiğim Profesör David Lurie'nin entelektüel iç konuşmalarıyla kendini acımasız eleştirileri kendine dair dürüstlüğü, oldukça keyifli bir bölümdü diyebilirim. Tartışmaya açılmış ahlakçıları sinir edebilecek bir çok konu var diyebilirim bu bölümde..
İkinci bölüm ise David'in üniversiteden istifa edip kırsal yaşam çiftlik hayatını seçmiş olan kızı Lucy'in yanına gidişi.. ve aslında gerçekten durağan sıkıcı kasvetli bir o kadar ilk bölümde okurun havai sorgularını karşısına dikilen ikinci bölüm işte gerçek anlamda sorgulamanın düşüncenin kelimelere dökülen kısmından ziyade.. Yaşananların utancı. Utanç duygusunun gerçek anlamda ne ifade ettiğine dair.. söylemlerden çok utancın oluşunu okuyoruz...
Kent ve kırsal - her iki yaşam şeklinde de güç dengeleri benzer. Güçlü olanlar güçsüzleri eziyorlar ve onlardan faydalanıyorlar. Prof David’in kendinden küçük öğrencisinin odasına kapısını zorlayarak girip öğrencisiyle birlikte olması ve sessizce buna karşı koyamayan kız... karşılığında David’in kızı Lucy’in evine gelen ve ona
Onu yalnızca dokunarak yalnızca koklayarak bile tanırdım;kör olsam bile nefeslerinden ,ayaklarını yere vuruşundan tanırdım.Ölmüş olsam bile ,dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu .