"Mantık Al-Tayr" (Mantıku't-Tayr) tasavvufî mesnevi; insanın kendi iç boşluğuyla yüzleşmesini anlatan çok kıymetli bir ruh haritasıdır. Ferîdüddin Attâr, eserinde kuşları konuşturarak, insanın parçalanmış benliğini anlatıyor. Her kuş başka bir korkunun, arzunun, zaafın ya da kaçışın sembolüdür. Hüdhüd’ün rehberliğinde çıkılan yolculuk, Simurg’u arayış gibi dursa da, metnin derinlerinde insanın Tanrı’ya değil, önce kendi hakikatine ulaşma çabası vardır. Attâr’ın kurduğu yedi vadi sistemindeki mistik aşamalar; insanın ego, kibir, tutku, aidiyet ve benlikten sıyrılma sürecinin psikolojik çözümlemesidir. Kitap boyunca birçok kuşun yolda kalması, insanın hakikati istemesine rağmen konforundan vazgeçemeyişini temsil ediyor, çünkü Attâr’a göre herkes hakikati duymak ister, ama çok az insan onun bedelini ödemeye cesaret eder. Eserin en sarsıcı yanı, yolculuğun sonunda Simurg diye ayrı bir varlığın bulunmaması ve geriye kalan otuz kuşun aslında aradıkları şeyin kendileri olduğunu fark etmesidir. Bu bölüm, tasavvuf edebiyatının en güçlü kırılma noktalarından biridir; çünkü Attâr burada “aradığın şey sensin” fikrini mistik bir öğreti olarak değil, varoluşsal bir yüzleşme olarak sunuyor. Metnin dili yoğun biçimde sembolik olmasına rağmen duygusal olarak son derece sert; insanın nefsini parçalayarak olgunlaşabileceğini söylüyor. "Mantık Al-Tayr," tasavvuf klasiği, insan ruhunun kibirden hakikate doğru yaptığı yürüyüşün edebî bir yansımasıdır.
(Mantıku't-Tayr, İranlı mutasavvıf şair Ferîdüddin Attâr’ın en önemli eserlerinden biridir. Türkçeye genellikle “Kuş Dili”, “Kuşların Konuşması” ya da “Kuşların Toplantısı” olarak çevrilir. Tasavvuf edebiyatının en güçlü alegorik metinlerinden biri kabul edilir.
Mevlânâ Celaleddin Rûmî başta olmak üzere birçok sûfî şairi ve Doğu Edebiyatını