Hayatın gerçekleri ve günün getirileri, hayal gücünden daha fazla ilham kaynağı olmuştur edebiyata. Hayatın ve tarihin gerçeklerinden biri de, edebi eserlerde kendine sıklıkla yer edinmiş ve bugün halen hararetle tartışılan idam cezasıdır. Bir İdam Mahkumunun Son Günü, insan haklarının ve demokrasinin yüksek sesle tartışıldığı, 1789 devrimi sonrası Fransasından çıkmış bir eserdir. Yayınlandığı dönemde dikkate değer bir etki yaratmış olan bu eser, bugün hâlâ konuşulmaya devam ediyor çünkü idam cezasının halen yürürlükte olduğu pek çok ülke bulunuyor. İdam cezasının ülkemizde en son uygulandığı tarihin üzerinden kırk yıla yakın bir süre geçti ancak bu cezayla ilgili tartışmalara zaman zaman hepimiz denk geliyoruz. Belki de bu sebeple ülkemizde popülerleşmiş eserlerden biri oldu Bir İdam Mahkumunun Son Günü.
Biraz önce de bahsettiğim gibi edebiyat, hayattan doğrudan ilham alır ve toplumsal meseleleri değerlendirir. Victor Hugo da bu meselelere karşı duyarsız kalmamış ve idam cezasına hayatı boyunca karşı çıkmıştır. Ona göre can almak yalnızca Tanrı'nın hakkıdır. Bir İdam Mahkumunun Son Günü'nü, idam cezasını destekleyen kişilerin, bu cezaya ilişkin düşüncelerini değiştirmek için kaleme aldığını, romanın başında bulunan önsözde acıkça ifade etmektedir Hugo. Ona göre insanlar öç alma duygusuyla idam cezasına hükmederler. Bu cezanın halka bir örnek teşkil ettiği düşüncesi ise ona göre halkı caydırmaktan çok, onun erdemini yok etmektedir; suçlular idama mahkum edilmemeli halka kazandırılmalıdır.
"Size soruyorum, bu insanların yaşamasının, biz hepimize ne zararı dokunacaktı ki? Fransa'da, herkes için solunacak yeterince hava yok mu?" (sayfa 26)
Victor Hugo, suç işleyen insanların suça eğilimlerini, onların yetişme şartlarına ve talihsizliklerine bağlamaktadır. Nitekim