Kitabın yorumuna geçmeden önce tevafuken bu kitabın ruhuma iyi geliş sürecinden biraz bahsetmek istiyorum. Anlamlı bir anı olarak kalması ve belki okurken kendinde yaşadığı benzer bir şey bulup da iyi bir hisse çıkartmasına vesile olduğumuz olursa diye ümit ederekten...
Çok tahmin edilemez bir anda ayağımı burkup yere düşmem üzerine ayağımı kırmış bulunduğum bir dönemdeyim, yaklaşık 1-1,5 ay verilerek yapılmış dize kadar alçılı ve üzerine basamadığım bir ayak... İnsan, alışkanlıklarının bir anda tepetaklak olması ve önceden elinde olduğu şeylerin aslında onun bir hakkı ya da yeteneği değil de sadece Rabbinin bir lütfu olduğunu hatırlayabilsin diye sanırım bazı imtihanlar. Rabbim beterlerinden korusun, yaşadığımız imtihanlardan da gereken dersleri alıp daha da güçlenerek yeniden kalkıp O'na doğru ilerleyebilmeyi nasib eylesin. Garip hissettiğim, yeri gelince kendi kendime ağladığım, dışarıda kimseyi üzmemek için gülümsememi yüzümden eksik etmemeye gayret ettiğim bir hâl... Çünkü hayat imtihanlarla dolu ve O'nun rızası için çıktığımız ve her şeye katlanmaya razı geldiğimizi söylediğimiz bu yolda en ufak engelde suratımızı asıp sürekli şikayetlenmek ve diğer kulların ümidini kırarak hakka girmenin doğru olduğunu düşünmüyorum. Sevdayla, aşkla koşan yorulmaz deniyor ya (tabii ben koşamıyorum, zıplıyorum ya da sandalyeden itiliyorum ama olsun:) İnsan ne kadar üzülse de şikayet etmek olanı değiştirmeye yardımcı olmayacağı için mantıklı da değil. Final haftamdayım.. Kimseye yük olmak istemediğim bir dönemde pek çok yakınımın yardımına çokça ihtiyaç duyuyorum. Elhamdülillah ben mümkün oldukça yormayacak şekilde kendi istek ve ihtiyaçlarımı azaltmayı ve mimumuma indirmeyi öğreniyorum, mecbur olanlar gerektiğinde de onlar sağ olsun şikayet etmeden beni neşelendirerek yardım
merhabaa. bu kitabı okumaya çok uğraştım, 1 ay önce falan başlayıp 500 sayfayı 3 günde okudum mecburiyetten ve kitabın son 40 sayfasını da okumaya gerek duymadım. okuma sürecim ise baya kaotikti okulda, evde kitabı bitircem diye full time bunu okudum ve diğer kitaplara ara vermek zorunda kaldım. ama şimdi kitap sınavım bitti ve ben bu zahmetli kitabın şerefine bir inceleme yazmak istiyorum. başlayabiliriz...
Kitabın elimde olan günümüz baskısı "Bozkurtlar ölüyor" ve "Bozkurtlar diriliyor" isimli iki kitaptan oluşuyor. İlk kitap kısaca 1. Göktürk devletinin dağılma sürecini, dönemin askeri ve siyasi yapısını çoğunlukla kurgusal karakterler ve olaylar üzerinden anlatıyor. İkinci kitap ise ilk kitaptaki karakterlerle bağlantılı olan karakterlerin yaşamlarını anlatıyor.
Kitap Çuluk Kağan'ın, eşi Çinli İçing Katun tarafından zehirlenip öldürülmesinin ardından kağanın kardeşi Kara Kağan'ın tahta çıkması ve İçing Katun'u eşi olarak almasıyla başlıyor. Ötüken'de artan Çinli nüfusu, askeri ve siyasi yapıya gittikçe karışan Çinliler bazı Türkleri rahatsız ediyor ve olaylar başlıyor. Kitapta istemeyeceğiniz kadar çok karakter var o yüzden sınav için okuyorsanız kesinlikle not alarak okuyun. Ancak bu karakter yoğunluğu beni rahatsız etmekten çok, kitaba daha çok çekti. favori karakterlerimi seçmek, onları okumak hoşuma gitti kesinlikle.
Okuması asla zor değil, dediğim gibi sadece uzun ve karakterler fazla. ama olay örgüsü akıcıydı, bölümler kısaydı ve dili de gayet kolaydı. kitapta geçen öz türkçe kelimeler beni zorlamadı, altında anlamları yazıyordu ve bence okumaya zevk katıyordu. betimleme olabildiğince az kullanılmış yoğun olarak diyalog şeklindeydi. bu da okumayı kolaylaştırıyor. boş vaktiniz varsa ve tarihsel kurgu seviyorsanız bir şans
Aslında 7.5
Kitabın son 100 sayfasına gelene kadar kitaba 6 vermeyi düşünüyordum ama sonda bazı eleştirdiğim noktalarda taşlar oturmaya başladı. Yine de ondan öncesinde okuma deneyimimi biraz kötü yönde etkileyen şeyleri de unutmamam gerek.
Aelin karakterinden başlamak istiyorum. Gölgeler Kraliçesi’nde Celaena’dan Aelin’a geçiş zaten oldukça keskin olmuştu ama Aelin bu kitapta olduğu kadar şımarık değildi. Hatta bu kitapta Aelin’dan ciddi şekilde soğumaya başlıyordum. En güçlü Aelin, büyüsünü en iyi kullanan Aelin, en iyi planları yapan yine Aelin, en güzel, en çekici yine Aelin… Aelin'ın planları... planı gizle, okura da söyleme sonra dramatik bir şekilde açıkla. Ben açıkçası okurken baya yoruldum. Bana bazı duygular da hissettirdi ama biraz fazlaydı sanki her olayı bu şekilde öğrenmemiz. Sonda okurken bazı yaptıklarından dolayı onu anladım (ama maalesef bir karakteri anlamak ile sevmek aynı şey değil) ama bazı konularda hala sinirim var ona karşı. Bunlar yine yapılırdı ama diğer karakterlerin potansileyi olmasına rağmen bu kadar geriye atılmasına gerek var mıydı? Bu kitapta Aelin’ın etrafında pervane olmasını anlayabileceğim tek karakter Aedion. Geçmişten gelen bağları ve kan yemini yüzünden zaten Aelin’ı kraliçesi olarak görüyordu. Bu yüzden onun davranışlarını bir noktaya kadar anlayabiliyorum.
Ama Dorian mesela… Adamı resmen kuleye koydunuz. İlk üç kitapta ezik bir karakter olduğunu düşündüğümü söylemiştim ki öyleydi de ama şu an aslında ciddi bir potansiyele sahip. Buna rağmen yazar bu potansiyeli kullanmamayı tercih ediyor gibi hissettiriyor. Dorian'a ne garezin var sevgili yazarım? Manon da aynı şekilde. Aelin gibi bir kraliçe karakter olmasına rağmen bir noktada o bile Aelin’ın gölgesinde kalıyor. Oysa Dorian, Manon ve Aelin gibi karakterlerin daha dengeli
İnsanlar bana gelip diyor ki: ‘Çok fazla dua ediyorum ama Allah dualarıma cevap vermiyor!’ Her şeyden önce, şunu kabullenin, Allah sadece size değil, tüm âleme veriyor. Hem iman edenlere hem de iman etmeyenlere veriyor. Onların da işleri, çocukları, mutluluğu, sofrada yemekleri, terfileri oluyor; onlar da hastalanıyorlar ve şifa buluyorlar. Yani, dua eden de etmeyen de bu dünyada sıkıntı ve zorluk çekiyor. Allah ikramını ve ihsanını sadece inananlara da inanmayanlara da veriyor. Hiç durmadan ihsanda bulunuyor ve ne zaman vereceğine de o karar veriyor.
"Aşikar ki, insanlar cennet için yaratılmışlar. İlk mekanımız cennetti, bizler oradan buraya, yeryüzüne getirildik."
"Bağırmaya başladıysanız bu kaybettiğinizin ve söyleyecek sağlam bir sözünüz olmadığının kanıtıdır."
Birinin yardıma ihtiyacı olduğunda, geçinebildiğiniz insanlara yardım etmeyi düşünür, anlaşamadıklarınızı bir kenara koyarsınız. Onları atlarız. "O amcam mı? Yok, yok. Ona bir şey düşmüyor. Zekat mı? Başka bir yere veririm. Halama biraz sadaka vereceğim, ama amcama?! Hayatta olmaz. Gıcık oluyorum ona."
Eğer yardıma ihtiyaçları varsa ister onları sevin ister sevmeyin ister kavgalı olun ister olmayın, eğer yardımı hak ediyorlarsa onlara el uzatmak mecburiyetindesiniz. Ve Allah bu inanılmaz ayette "Ve âti ze'l kurbâ" buyurduktan sonra "emvâlek"5 yahut "mâlek"6 buyurmuyor; diyor ki "hakkahû", "hakları olanı verin". O kişinin kendi hakkını verin!
Kendilerinin kız evlada sahip olmasının bir aşağılama olduğunu düşünürlerdi, fakat kızları Allah'a isnat etmekte hiçbir sorun görmezlerdi.
"Rabbiniz erkek çocukları size seçip ayırdı da kendisine meleklerden kız çocukları mı edindi?"
Kimsenin vergi vermeyi sevmemesi ve herkesin elinden geldiği kadar az vergi vererek paçayı yırtmayı tercih etmesine benziyor bu
Dirilt KalbiniNouman Ali Khan · Timaş Yayınları · 201712,3bin okunma
Bu kitaba 2.kez şans veriyorum üstelik bu sefer 220.sayfaya kadar da ilerledim fakat bir türlü akmıyor kitap arkadaş. Ortasına kadar gelipte yarım bıraktığım hicte olmamıştır ama : /
Sarıkamış romanından sonra okuduğum ikinci ve muhtemelen de son olmayacak tarih içerikli romandı.(Okumam biraz uzun sürdü aynı zamanda çalışmam gereken bir sınavım olduğundan ama okumak için sabırsızlanmadığım anlamına gelmezdi:)
Güzel ve akıcı bir anlatım,birden fazla olay var ve içeriği unutmak mümkün değil, okudukça bakış açınızın genişleyeceği türden.
Beni en çok etkileyen Kosova'da Sultan Murat'ın,Obiliç tarafından şehit edilmesi,Sultan Murat'ın üç oğlundan biri olan Savcı Bey'i isyan ettiği için Sultan Murat'ın(babası) öldürtmesi, Yıldırım Bayezid'in(Sultan Murat'ın en büyük oğlu) Sultan Yakup'u öldürmesi ve babasından sonra tahtın başına geçmesi...
Nazım yaşar Nazim Yaşar