Köylü bir türlü inanamıyordu:
“Bilâder, biz bu oğlanı bi kerem doğduğunda, doğumevinde gene garıştırdıydık. Orda da bi garışıklığa geldi, oğlan denişti Bi de burada oğlanın ölüsünü deniştirmiyelim.”
“Vebali benim boynuma... Bah bilâder, lümeresi dutuyo işte...”
Köylü, yaşlı kadının üstüne eğildi,
“Amanmği...” diye bağırdı, “yahu bu bizim oğlan değel töbe... Bu bi avrat yahu... Gocamış bir avrat.”
Hademe şöyle bir düşündü:
“Yahu, sincik yeni bi ameliyat çıktı irkekler avrat oluyo, avratlar irkek. Adamın cinsini cibilliyetini deniştiriyorlar. Senin oğlanın tedavi diyerekten cinsini deniştirmedikleri nirden belli?”
Köylü bir türlü inanamıyordu:
“Gozel bilâder... Hepisi eyi... Velâkin bizim oğlan yirmisindeydi. Bu bi gart gartoloş avrat...”
“Allah Allah... Yaşamış be... Doktor milleti bu senin oğlunu gencecikken öldürecek değiller ya... Kinini, aspirini dayayıp yaşatmışlar, ehtiyarlatıp sonunda öldürmüşler gardasım. Al şunu be bilâder, al da götür buradan...”
Köylü, oğlu diye yaşlı kadını kucakladı.
“Aman oğlum, ah oğlum... Sen heç bi tanınmaz olmuşsun... Vah oğlum!... diye dövünmeye başladı.”
İki hademe yaşlı kadını sedyeyle alıp dışarı çıkardılar, ölülerden biri,
“Yahu, dedi, şu kadının şansına bak... Kurtuldu gitti işte. Bir köylü de çıkıp, anam yada kaynanam diye beni alıp götürse, ne olur...”
Konuşan ölüye,
“Köylünün oğlu ne oldu biliyor musun?” diye sordum.
“Önceki gün teşrihhaneye götürdüler, bir daha da oradan getirmediler, dedi. Doktorlar delikanlının neden öldüğünü merak etmişler de... Bana kalırsa, bizim insanların neden öldükleri değil, neden yaşadıkları, neden ölmedikleri daha meraklı. Değil mi?”