8/10
·517 syf.··
2025 28. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2025 19:36
Jack London’ın Martin Eden romanı, bireyin içsel devrimini, sınıf atlamanın hayalini ve varoluşun hayal kırıklığını anlatırken; gerçekliğin dişlileri arasında un ufak olan bir adamın romanı. Bunu kabul ediyorum. Hikâye güçlüydü, karakter çizimi yerindeydi, sonu ise öylesine çarpıcıydı ki kitabın kapağını kapattıktan sonra bile zihnimde uzun süre yankılandı. Özellikle son cümle o son cümle boğazıma düğümlenen ve hâlâ tam olarak içinden çıkamadığım bir şey bırakıyor. Roman üçüncü şahıs anlatımıyla yazılmış, bu anlatım biçimi ise bana göre Martin’in iç dünyasına girerken bir adım uzakta durmak gibi. Ben daha çok birinci ağızdan, zihnin kendi kendine konuştuğu, kahramanın gözünden akan bir anlatımın içine düşmeyi severim. O yüzden bu anlatıcı, yer yer beni kitaptan uzaklaştırdı. Martin’in çöküşünü okurken oradaydım ama onun zihninde değildim. Pencereden bakıyordum ama cama dokunamıyordum. Belki de bu yüzden verdiğim puan “8”. Belki anlatıcı Martin olsaydı, o finaldeki dalgaları ben de ciğerlerimde hissederdim. Ama bu tercihin bilinçli olduğunu da görüyorum. London, Martin’i bir sembole dönüştürürken onun bireyselliğini değil, bir sınıfın, bir fikrin, bir inancın çöküşünü anlatmak istemiş olabilir. Martin tek bir insan değil de “yükselmek isteyen herkesin trajedisi” olmalıydı belki de. Ve bu yüzden araya bir mesafe koydu, bir anlatıcı duvarı ördü. Sonuç olarak, Martin Eden hem bir yükselişin hem de bir inkârın romanı. Hikâye muazzam, düşünsel çatısı sağlam, dili ise dönemiyle birlikte düşünülünce başarılı. Ancak benim gibi daha içerden anlatıları seven bir okur için, üçüncü tekil anlatım kimi yerlerde duygunun yüzeyinde kalmaya neden olabiliyor. Ama bu, o son cümleyi unutacağım anlamına gelmez. O cümle, hâlâ zihnimde karanlık bir yerin dalgası gibi çırpınıyor.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,4bin okunma
10/10
·496 syf.··
2025 11. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2025 03:17
Kurumların nasıl oluştuğunu ve refahı nasıl etkilediğine ilişkin çalışmaları dolayısıyla 2024 Nobel Ekonomi ödülünü alan Daron Acemoğlu ve James A.Robinson'un kaleme aldığı ULUSLARIN DÜŞÜŞÜ kitabını incelemeye çalışacağım. Dünyada ki eşitsizliği açıklamak için 3 farklı hipoteze başvurulmuştur. 1. Coğrafya Hipotezi Dünya eşitsizliğinin sebeplerine dair yaygın kabul görmüş teorilerden biri coğrafya hipotezidir. Bu hipoteze göre zengin ve yoksul ülkeler arasındaki büyük ayrılık coğrafi farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Afrika, Orta Amerika ve Güney Asya'daki gibi birçok yoksul ülke Yengeç ve Oğlak dönenceleri arasındadır. Zengin ülkelerse aksine daha ılıman iklim kuşağında bulunmaktadırlar. Tropikal iklimlerde yaşayan halkların tembelliğe eğilimi ve meraktan yoksun oldukları savunulur. Coğrafya hipotezi; Kuzey ve Güney Kore ve Berlin Duvarı yıkılmadan önce Doğu ve Batı Almanya arasındaki farklılıkları açıklamada yetersiz kaldı. 2. Kültür Hipotezi Genel kabul görmüş ikinci teori olarak kültür hipotezi ,zenginliği kültürle ilişkilendirir. Protestan Ahlakına sahip modern Avrupa toplumunun yükselişini kolaylaştıran kilit bir rol olarak kültür görülmekteydi. Peki 38. Paralel boyunca Kore Savaşı'ndan önce dil, etnik yapı ve kültür yönünden homojen olan Kore Yarımadasını nasıl açıklanacaktı? 3.Cehalet Hipotezi Cehalet hipotezi, yoksul ülkelerin çok sayıda piyasa başarısızlığı olduğu için ayrıca iktisatçı ve siyaset adamlarının bu başarısızlıklarda nasıl kurtulacaklarını bilmedikleri ve geçmişte yanlış tavsiye izledikleri için yoksul kaldığını ileri sürer. Çin yoksulluğu ve milyonların açlık çekmesine yol açan ekonomik politikaları terk edip büyümeyi teşvik eden politikalara geçmesinin nedeni ekonomik sebepler değildi. Daha ziyade ,rakiplerinden daha az çıkarcı olmayan ancak
Ulusların DüşüşüJames A. Robinson · Doğan Kitap Yayınları · 20133,586 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Üç Öykü(Sabahattin Ali) Kitap İncelemesi
10/10
·52 syf.··
Beğendi
·
2024 201. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2024 13:47
Kitap Sabahattin Ali'nin farklı tarihlerde yazdığı üç hikayenin derlenmiş hali. Sırasıyla üç hikayenin özeti: Arabalar Beş Kuruşa: Zeki ama fakir olan bir çocuğun her akşam sokakta annesiyle birlikte araba satar. Bir gün sınıfın zengin çocuklarından biri onu görür ve sohbet edilir. Annesi zengin çocuğu oradan götürür. Ayran: Ayran satan Hasan kışın en çetin geçtiği günlerde ayran satarken bir adam trenden ayran ister adam parayı veremeden tren kalkar ve hakkını helal et diye bağırır. Çocuk net bir şey söylemez. Çocuk eve dönmeye çalışırken eve yaklaştığında çocuk büyük ihtimalle donarak ölmüştür. Sırça Köşk: Bir köyün sırça köşkü yoktur o zamanda sırça köşk yaptırması için üç aylağı bu işe zorlarlar. Köşk yapılır içine gereksiz kişiler sokulur. Bina aşırı kalitesizdir.(Halktan o kadar desteğe rağmen) Herkes lafta bir işle uğraşır.En sonunda bu olayların halka yansıdığı ortaya çıkınca halka koyun kelleleri atılır. Halktan bir kişi kelleyi köşke atar ve köşkün duvarı kırılır. Halkta hemen kelleri atmaya başlar. En sonunda köşk yıkılır ve halk köşkün bir şeyi değiştirmediğini anlar... Kitapta hikayeler etkileyiciydi. Sabahattin Aliyi bu kitapla ilk defa okumuş oldum daha da okumayı düşünüyorum.Kitap bence güzeldi 10 üzerinden 10 veriyorum...İyi okumalar....
Koray Göksu İle Kitap İncelemesi
Üç ÖyküSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2016880 okunma
10/10
·205 syf.··
Beğendi
·
2021 92. kitabı
Geneli uzun hikâyelerden oluşan,yazarın ikinci dönemine ait on altı hikâye var.Bazılarından bahsedeceğim.Uzun hikâye olan Berrin'in Evliliği,bir an önce evlenmek isteyen bir ev  kadınının çabasını anlatır.Berrin’le evlenmeyen bir erkeğin pişmanlığına da şahit oluruz.Hikâye yazarın ikinci dönemine aittir.Evlilik yazarın en sık işlediği konulardan biridir.Evliliği her açıdan işler;İdeal eş seçimi,ailenin gerekliliği,başkalarının aile mutluluğuna etkileri,karakter ve dünyaya bakış açısındaki farklılıkların evliliğe yansıması ve bu durumun doğurduğu mutsuzluklar,evlilik yolunda harcanan çabalar,aile hayatındaki mutluluğun korunma çabaları vs.Yusuf Koçoğlu hikâyesinde ise aile kavramı ekseninde ihaneti işler.Ayşe'nin Kocası, aile kurma yolundayken dedikoduyla ayrılan bir çifti anlatır.Behiye hikâyesindeyse erkeğin kadın duygusunu istismar edişi işlenir.Hikâyenin baş karakterinin istismarı değil Behiye'nin hayatındaki diğer erkeklerin bir istismarı söz konusudur.Behiye kitabın en ilginç karakterlerinden biri ve hikâye bir anlamda yozlaşmaya dikkat çeker.Akşam Yemeğinden Sonra,yazarın yine sıklıkla işlediği konulardan biri olan yönetici kesimle halk arasındaki bağın kopuşunu işler.Çocukluk hikâyesinin konusu,çocukluk yıllarına ait değerlerin kayboluşudur.Yazar hem 2.Meşrutiyet hem cumhuriyetle gelen değişimleri her açıdan hikâyelerinde işler.Çamur Ahmet'in Çıkışları,eğitim sistemini konu olarak seçmiş uzun bir hikâyedir.Ayhan, kaybolan değerler üzerine diyalog olarak yazılmış, eski ve yeninin çatışmasının olduğu bir hikâyedir.Ölüler Hikâyesi,Hindular ve İslamiyet ile din insan ilişkisini işlerken ,kitaba adını veren Kelepir,alt sınıfın küçük şeylerle mutlu oluşunu ucuza alınan bir araba üzerinden işler.Cami Duvarı Kenarında,din istismarı ve hurafeyi konu eder.
KelepirMemduh Şevket Esendal · Bilgi Yayınevi · 201350 okunma
Değerlendirmem ❦❦❦❦
8/10
·259 syf.··
Beğendi
·
2021 8. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2021 15:39
❦ Kitap ile ilgili görüşleri araştırırken yazarın kafasının karışık olduğundan bahsedildiğini gördüm. Okuduktan sonra buna bazı açıdan katılıyorum bazı açıdan katılmıyorum. Yazarın sanatı sadece edebiyat eseri olarak sınırlandırmadığı için fotoğraftan, panoramadan, resimden, pasajlardan, lirik şiir, dedektif romanları gibi kavramlardan da bahsettiğini düşünüyorum. Aynı zamanda tarihteki devrimlerden, kapitalizm, faşizm, modernizm, tarihsel materyalizm, diyalektik düşünce, kurgu, ampirik kavramı, sinema, moda, kalabalık, alımlama kuramı, burjuva kesim, işci sınıfından da sanatın etkilendiğini düşündüğü için ele aldığını düşünüyorum. Çok güzel birleştirdiğini düşünüyorum. Yazar 840 kaynak taramış bu eseri yazarken ve daha 400 kaynak masasında bulunmuş. Bu eseri yayınlayamadan öldüğü için de bunların hepsinin sonradan bir başkasının toparlaması insanlara karışık geliyor olabilir diye düşünüyorum. ❦ Pasajlar Benjamin’e göre 19. Yüzyılın en önemli mimari eseridir. Onları kendi içinde küçük bir dünya olarak görür. Kalabalıktır. O dönemde çok popüler olduğu için, ilgi çekici olduğu için Benjamin’in en önemli mimari eser olarak gördüğü için bu ismin kitabına verildiğini düşünüyorum. ❦ Benjamin’e göre; En üst seviyedeki yeniden üretimde bile her zaman eksik bir yan vardır. Bu eksik yan da: “Sanat yapıtının şimdiliği ve buradalığı”dır. Diğer bir deyişle sanat yapıtı ancak bulunduğu uzamda “biriciklik” niteliği taşır. Sanat yapıtı ve tarih ilişkisi bağlamında bakıldığında ise; sanat yapıtına tarihe tanıklık niteliğini kazandıran da “sanat yapıtının yaratıldığı andan başlayarak egemenliği altına girdiği tarihi yönlendiren öge”, “biriciklik” niteliğini taşımasıdır. Bir sanat yapıtında tarihsel süreçte izlenen fiziksel değişimler; örneğin, bronz bir heykelin üzerindeki “yeşil küf”
Kültür-Sanat
PasajlarWalter Benjamin · Yapı Kredi Yayınları · 2013373 okunma
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2020 3. kitabı
BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE Grigory Petrov TARİHTEN İBRET Kitaba ilgiyi üstüne çeken bir başlıkla bir bölümle başlanmış Moskova’daki Devlet Tiyatro'sunun duvarlarında oluşan çatlakların bir süre sonra temellerden çatıya uzanarak artmasını zamanında en sağlam bina temeli ahşaptan yapılmasınin ardından gevşek olan zemine kazıklar çakılarak ustüne de kalın taş duvari örülmüş. dayanıklık bu kadar sağlanabiliyormus fakat zamanla ahşap direkler çürümeye temel kaymaya başlamış binayı yıkmak yerine köşelerinden başlayarak temelleri açıp direkler yerine sağlam granit taşlar yerleştirmişler,binayı yenilemişler. Bu durum Devletlerin tarihi ve ulusların hayati ile ilişkilendirilmiş. KAHRAMANLAR VE MİLLET Bir devletin güçlü veya zayıf oluşu kitapta şu sözlerle özetlenmiş “Her ulus layık olduğu yönetime ve yöneticilere sahip olur.”ve her ulusun tarihini kim yaratır sorusuna iki büyük filozofun görüşünü eklenmiştir birincisi Büyük İngiliz filozofu Carlyle kahramanlar Leo Tolstoy ise halkın birer yaratici olduğunu ileri sürmüş ilgili konularda eserlerinde düşüncelerini ifade etmiştir. SUOMİ'NİN TARİHİ Yazar Finlandiya'yı anlatirken biz okuyuculari umutlandırıyor,Fin ulusunu anlatırken hayranlığını gizleyemiyordu.Ulusun kültürü her bir Fin ulusunun vatandaşının durmadan dinlenmeden çalışmaları sonucu ilerlemiş muasır medeniyetler seviyesine ulaşmıştır.Isveç egemenliği altında kaldıkları zamanlar Finler her anlamda bilim,kültür ekonomi,düşünce ve ahlakta geri kalmış ve yazar bunu yani Fin ulusunu bu süreçte küçük havasız bir mahzende yetişen zayıf bir çiçeğe benzetmiş ben eğitimden yoksun kalan bir çocuğa benzettim. Rusya ve İsveçliler arasinda 1808 yılında yasanan savasta Rus Çarı l. Aleksandır Finlandiya’nın yarısını ele geçirmiş
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Beyazıt Kitabevi Yayınları · 2018125bin okunma