"Bu dünyada sınırlı sayıda ruh, sınırsız sayıda beden var." Marina Tsvetayeva
1000Kitap
Beni bu zamanlarda bile gerçek manada güldürebilen sınırlı sayıda kişilerden birisin Walter🫠
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
EVRİM: "DAHA KOLAY ÖLEBİLİR" OLMAK İÇİN Mİ?
"Ey hadsiz acz ve nihayetsiz fakr içinde yuvarlanan biçare insan!" (14. Lem'a'nın 2. Makamı'ndan...) "Acz" ve "fakr" üzerine düşünürken Kenan Demirtaş abinin, Allah ona afiyetli ömürler versin, bir temsili zihnimi çok meşgul ediyor. O demişti ki: "Taş, ağaç, hayvan ve insan. Bu dördünü "fakirlik" açısından sıraladığınızda insan hepsinden daha fakirdir." Çünkü ihtiyaçları daha çoktur. Taş ise fakirlikte en sonuncularıdır. Çünkü çok az şeye muhtaçtır. Yâni bir taşı sulamanız gerekmez. Bir taşın güneş görmesi şart değildir. Bir taşın "hayatta kalmak" diye bir problemi de yoktur. Çünkü hayatı yoktur. (En azından biyolojik mânâda.) Ancak hayatla birlikte hassasiyet de artar. Hassasiyetle birlikte ihtiyaç artar. Hayatın tecellisi ziyâdeleştikçe hassasiyet de ziyâdeleşir. Hassasiyetler ziyâdeleştikçe kırılganlık artar. Aslında artan kırılganlıktan ziyade arızîliktir. Yâni bir şey karmaşıklaştıkça Ustasının tasarrufuna daha ziyâde ihtiyaç duyar. Daha yoğun bir ilgi ister. Basitleştikçe daha az tasarrufla da ayakta kalabilir. Karıştırdım mı? Belki. Ancak hakkında konuştukça mesele basitleşecek inşaallah. Öyleyse şimdi bir de "acz" konusuna değinelim. Yine mezkûr dörtlüyü sıralayalım: Taş, ağaç, hayvan ve insan. Fakra bakarken ihtiyaçların ziyâdeliğine bakıyorduk. Ancak acze bakarken "e-bilme" yani "yapabilme-edebilme" kapasitesine bakacağız. Fakra baktığımızda sıralama şöyleydi: En fakir: İnsan. Daha az fakir: Hayvan. Daha daha az fakir: Bitki. En az fakir: Taş. Peki acz ekseninde şıkları tekrar sıraladığımızda durum nasıl olacak? Zâhirî nazarda şöyle bir şey oluyor: __En aciz: Taş. Daha az aciz: Bitki. Daha daha az aciz: Hayvan. En az aciz: İnsan. Neden böyle oldu peki? Çünkü iş "e-bilme"ye geldiğinde canlılık miktarı şiddetlendikçe varlıkların
İnsan ve evrim
Bu Dünyadan Bir Hasan Erkan Geçmiş 2
Lise yıllarımda okul kütüphanesine çok sık giderdim. Zaten öyle çok büyük, görkemli bir kütüphane değildi. Bu yüzden rafların arasında acele etmeden, tek tek dolaşır; kitapları uzun uzun incelerdim. Bir gün, raflardaki kitapların arasında aynı eserden yan yana dizilmiş çok sayıda nüsha gördüm. Merak edip elime aldım ve yazarın özgeçmişini okumaya başladım. Okuduklarım beni derinden sarstı: Şiirlerin yazarı, tıpkı benim gibi o okulda okumuş bir öğrenciydi. Ne yazık ki amansız bir kas hastalığına yakalanmış ve henüz 17 yaşındayken bu hayata veda etmişti. Okul yönetimi de onun anısını yaşatmak için geride bıraktığı şiirleri bir araya getirip kitaplaştırmıştı. Onunla aynı koridorlarda yürümüş, aynı havayı solumuş olma fikri beni o kadar derinden etkiledi ki, o kitaptan bir örneği hayatım boyunca saklamak istedim. Bu yüzden kütüphane görevlisinden rica edip bir nüshasını yanıma aldım. Düşünsenize; bir zamanlar sizinle aynı sıralarda oturan, aynı duvarlara bakan bir insan, henüz yolun çok başındayken göçüp gitmişti bu dünyadan... Bugün o kitap yeniden aklıma düştü. Bu şiirler sadece benim rafımda gizli kalmasın, sayfaların arasında unutulmasın istedim. Satırlar size biraz hüzünlü, biraz depresif gelebilir; ama unutmayın ki bunlar, 17 yaşında amansız bir hastalıkla mücadele eden bir çocuğun kalbinden dökülen sözler. Siz de bu şiirleri okuyun, hissedin ve bilin istedim: Bu dünyadan bir Hasan Erkan geçmiş. Eklenen resim sayısı sınırlı olduğu için birkaç ileti de paylaşacağım.
Bu Dünya'dan Bir Hasan Erkan Geçmiş 1
Lise yıllarımda okul kütüphanesine çok sık giderdim. Zaten öyle çok büyük, görkemli bir kütüphane değildi. Bu yüzden rafların arasında acele etmeden, tek tek dolaşır; kitapları uzun uzun incelerdim. Bir gün, raflardaki kitapların arasında aynı eserden yan yana dizilmiş çok sayıda nüsha gördüm. Merak edip elime aldım ve yazarın özgeçmişini okumaya başladım. Okuduklarım beni derinden sarstı: Şiirlerin yazarı, tıpkı benim gibi o okulda okumuş bir öğrenciydi. Ne yazık ki amansız bir kas hastalığına yakalanmış ve henüz 17 yaşındayken bu hayata veda etmişti. Okul yönetimi de onun anısını yaşatmak için geride bıraktığı şiirleri bir araya getirip kitaplaştırmıştı. Onunla aynı koridorlarda yürümüş, aynı havayı solumuş olma fikri beni o kadar derinden etkiledi ki, o kitaptan bir örneği hayatım boyunca saklamak istedim. Bu yüzden kütüphane görevlisinden rica edip bir nüshasını yanıma aldım. Düşünsenize; bir zamanlar sizinle aynı sıralarda oturan, aynı duvarlara bakan bir insan, henüz yolun çok başındayken göçüp gitmişti bu dünyadan... Bugün o kitap yeniden aklıma düştü. Bu şiirler sadece benim rafımda gizli kalmasın, sayfaların arasında unutulmasın istedim. Satırlar size biraz hüzünlü, biraz depresif gelebilir; ama unutmayın ki bunlar, 17 yaşında amansız bir hastalıkla mücadele eden bir çocuğun kalbinden dökülen sözler. Siz de bu şiirleri okuyun, hissedin ve bilin istedim: Bu dünyadan bir Hasan Erkan geçmiş. Eklenebilecek resim sayısı sınırlı olduğu için bir kaç iletide toparlayabileceğim.
Hayata Dair
Farkına vardığımız günaydınlara
"Hepimiz sınırlı sayıda ilkbahar, yaz ve sonbahar yaşayacağız da ondan." Ölü Ozanlar Derneği
Alıntı