8/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 13:35
Savaşlar Çağı, yazarın Legends of the First Empire serisinin üçüncü kitabıdır ve insanlar ile elfler (Fhrey) arasındaki gerilimin açık savaşa dönüştüğü dönemi merkezine alır. Roman, serinin önceki kitaplarında hazırlanan toplumsal ve siyasi çatışmaları daha geniş çaplı askeri mücadelelere taşıyarak epik fantastik ölçeği büyütür. Sullivan’ın anlatımı akıcı ve erişilebilir olmaya devam eder; çok sayıda karaktere rağmen olay örgüsü genel olarak takip edilebilir yapıdadır. Kitabın belirgin yönlerinden biri, savaşın yalnızca fiziksel çatışma değil, liderlik, fedakârlık ve toplumsal birlik açısından da ele alınmasıdır. Eser, yayımlandığı dönemde özellikle tempolu ilerleyişi, karakter ilişkilerindeki gelişim ve savaş sahnelerinin anlaşılır kurgulanması nedeniyle olumlu değerlendirmeler almıştır. Eleştirmenler, serinin mitolojik arka planını genişletmesini ve karakterlerin karşılaştığı ahlaki ikilemleri güçlü yönler arasında göstermiştir. Buna karşılık bazı yorumlarda, olayların belirli noktalarda tahmin edilebilir ilerlediği ve bazı yan karakterlerin sınırlı derinlikte kaldığı belirtilmiştir. Bununla birlikte Savaşlar Çağı, serinin dramatik ölçeğini belirgin biçimde yükselten ve sonraki kitaplara zemin hazırlayan önemli bir ara bölüm olarak değerlendirilmektedir. Bu inceleme ChatGPT aracılığıyla yazılmıştır.
Savaşlar ÇağıMichael J. Sullivan · İthaki Yayınları · 202371 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 19. kitabı
Agatha Christie’nin klasik tarzını yansıtan kısa ama keyifli bir Hercule Poirot hikayesi. Kitap sayfa sayısı bakımından oldukça kısa, punto olarak da oldukça rahat okunduğu için tek oturuşta bitirilebilecek bir eser. Konu, tipik bir Christie gizemi etrafında dönüyor: kapalı bir ortam, sınırlı sayıda şüpheli ve elbette ortada bir cinayet. Poirot’un zekâsını ve olayları çözümleme biçimini okumak her zamanki gibi keyifliydi. Ancak bu kez katilin kim olduğunu tahmin etmek pek de zor olmadı. Hikâyede güçlü bir ters köşe beklerken olayların oldukça tahmin edilebilir şekilde ilerlediğini söyleyebilirim. Yine de dili, akıcılığı ve klasik polisiye atmosferiyle Agatha Christie sevenleri tatmin edecek bir kitap. Kısa sürede gizemli bir yolculuk yapmak isteyenler için ideal bir tercih.____
Acı KahveAgatha Christie · Altın Kitaplar · 202511,5bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Puan vermedi·136 syf.··
2026 42. kitabı
Yazarın kalemiyle tanışma imkanını sağlayan kitap benim için oldukça akıcı ama gerilim dolu ve stresli bir okunma deneyimi yaşattı. Yazarın çok akıcı ve merak uyandıran Bir yazım dili var. Merak, heyecan ve stres yaşayarak okudum kitabı. Ayrıca karakterlerin bulunduğu ortam ve yaşadıkları ile de empati geliştirdim belki de stres yaşamamın en büyük sebebi de bu durumdu. Sınırlı birkaç mekan, az sayıda ve öz karakterlerle harika bir kurgu sunuyor kitap biz okullarına. Esenboğa havalimanı o gün olağandışı gelişmelere ev sahipliği yapıyor. Kontrol kulesinin mesai değişimi sırasında hem kapıları hem de iletişim ağları kesilerek kulede mesaiede bulunan dört personelin dışarı ile bağlantıları kesiliyor. Sadece işlerini yapabilecekleri sınırlarda pilotlar ile bağlantıları mevcut. Çalışma ekranlarına düşen büyük puntolu uyarılar ile ise sınıflandırılırlar. Başlangıçta hem kuledeki dört personel hem de yaşanan bu anormal durumu fark ederek toplanan üst düzey emniyet amiri, askeri personellerden ve MİT görevlerinden oluşan kriz ekibi yaşamının bir terör saldırısı mı, provatif bir eylem mi, içeriden bir kontrol ediliyor yoksa dışarıdan bir etki var kimse bilmiyordu. Tunç, Rana, Selim ve Emre kontrol kulesinde bu şartlar altında uçakları hatasız ve kontrollü bir şekilde havalimanına indirmeyi başarıyorlar. Bu birkaç saatlik süreçte oldukça garip olaylar nüks ediyor ve geçmişte yaşanmış, sonrasında davalarla devam edip net bir sonuca kavuşamamış bir uçak kazasını hatırlatıp tüm dikkatleri o kazaya odaklandırıyor. Aynı mevsim koşullarında aynı uçak, aynı teknik donanım ve şartlarda riskli bir iniş başarılı bir şekilde gerçekleştiriliyor. Bu bir intikam değildi. Bu bir sabotaj da değildi. Bu, gecikmiş bir ispattı. Ve artık geri dönüş yoktu. Bu yaşananlar kasıtlı ihmalin canlı ispatı
Kontrol Kulesi: Son TalimatÖzgen Biçgin · Eksik Parça Yayınları · 20268 okunma
Bir kahve içtiler ve…
9/10
·192 syf.·
2020 26. kitabı
- Her şey huzursuzlukla başlıyor. Kitabı bölüm bölüm incelemek istedim. Her hikayede aslında tıpkı vahdeti vücut gibi aynı ana yola ulaşan tali yollar gibi kısa mesajlar var. I. BÖLÜM 1) Aynalı Baba ile Konuşma ilk çatışma: “Kalbimle inkâr ettiğimi aklımla, aklımla inkâr ettiğimi kalbimle kabul ediyordum.” “Yalnızca ben “var”ım. Çünkü “hiç”im ve “yok”um. Varlığım mutlaktır. Yokluk, bağımlı olan için vardır. Mutlak “varlık”tır, “var”dır.” ↳ Vahdet-i Vücud (varlığın birliği) “Ben” insan egosu değil, ilahi varlığın bir yansımasıdır. Tasavvufta insan kendi başına bir varlığa sahip değildir. Bir aynanın içindeki görüntü gibidir. Ayna çekilirse görüntü yok olur. Kişi kendi benliğini yok saydığında geriye kalan tek gerçeklik Allah’tır. - Benliğimden vazgeçtiğim an, gerçek varlığın bir parçası olduğumu anlarım. - Eğer bir şey mutlak ise onun dışında bir varlıktan söz edilemez. Evrende her şey tek bir kaynaktan geliyor. Mutlak varlık için yokluk diye bir kavram yok. Eğer bir şey mutlaksa, onun zıttı yokluk imkânsızdır. Özet: ölmeden önce ölünüz. Benim bu küçük, sınırlı ve aciz benliğim aslında koca bir hiçtir. Ben bu hiçliği kabul ettiğimde aslında her şey olan o Mutlak Varlık ile birleşirim. Gerçekten var olan tek şey O’dur ve ben O’nun bir yansımasıyım. Kitabın ana felsefesi budur. Bu anlayışla yazılan diğer eserleri toparlamak gerekirse en bilinenleri: (1) Muhyiddin İbnü'l Arabî = Fususü'l Hikem (fikir babası - en büyük şeyh) (2) Mevlana = Mesnevi (3) Yunus Emre = Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm (4) Hallac-ı Mansur = “Enel Hak” - Ben Hakk'ım. Canını vermiştir. (5) Spinoza = Etika → Mantıkut Tayr (Kuşların Dili) → Hay Bin Yakzan → Dünyanın ilk felsefi romanı → Siddhartha 2) Yokluk Tepesi Filibe’yi biraz araştırınca– Bulgaristan / Plovdiv (Alimler yatağı) Meriç
A'mak-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Pozitif Yayınları · 201122,3bin okunma
Çalışan Bir Çamaşır Makinesini Seyre Koyulmak
6/10
·240 syf.··
2026 7. kitabı
Belli sayıda malzemenin içinde dönüp durduğu bir çamaşır makinesi gibi çalışan, paldır küldür yazılmış bir roman. Çamaşır makinesi içindeki hiçbir kıyafet nasıl ki teknenin dönüşünün yol açtığı kaotik etkiden kurtulamıyor, romana konu olan hiçbir olay da diğerleriyle nedensel bir ilişkiye girip tek bir ana akımın içinde kurmacayı nihayete erdirecek olan sona doğru akışa geçemiyor. Bu, hiç kuşku yok ki, Latife Tekin'in bile isteye yaptığı bir şey. Ama Gabriel Garcia Marquez'in etkisiyle, ama kendiliğinden. Buna yanıt vermeye çalışmak benim burada kolları sıvayacağım iş değil. Kesin olan bir şey var ki, "büyülü gerçekçiliğe" ruh ve anlam katan şey olgu dünyasını onu deneyimleyen insanların anlam dünyasıyla ayrıştırmayı reddetmek, bu ikisini mümkün olduğunca birbiriyle kaynaştırmak ise; ona şekil veren form öğesi de bahsini etmekte olduğum paldır küldür yazılmış olma izlenimi. Bu, yazarın tanrısal konumundan türemesi beklenecek ve son kertede metne rota çizecek olan nihai dokunuşun her daim bakış açıları sınırlı kalan roman karakterlerinin mustarip olduğu defolar tarafından sekteye uğratılmasının büyülü gerçekçilik açısından vazgeçilmez olduğunu ortaya koyuyor. Gerçeklik büyülü, zira onu kurmakta olan ve aralarında asla bir diyalog gerçekleşemeyen karakterler kelimenin tam manasıyla efsunlu.
Sevgili Arsız ÖlümLatife Tekin · İletişim Yayınevi · 201310,8bin okunma
Kimi hamleler çok daha risklidir...
9/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 21:41
Vezir, Piyon ve Şah adlı distopik üçlemenin ikinci kitabıdır. Serinin ilk kitabı olan Piyon'un incelemesine profilimden ulaşabilirsiniz. Kitty, kimliğine büründüğü Lila Hart olarak hayatına devam ederken yapmış olduğu hata onu Başkayer'e götürür. Ülke yönetimi, artan nüfus ve yetersiz sayıda ki barınma ve yiyeceği göz önünde bulundurarak adeta ülke içinde başka bir yer, başka bir sistem oluşturmuş ve burada insanlardan habersiz korkunç şeyler yapmıştır. Burası, yani Başkayer, sınırlı sayıda çocuk sahibi olması gerekirken sınırı aşan insanların çocuklarının, -yani ekstraların- yaşlıların, yönetimin işine yaramayan, kural ve yasakları çiğneyen suçluların adeta hayvan gibi avlandığı -şakasız- ve muamele gördüğü bir yerdir. Sistem, içeride kendisine bir istihbarat kurarak, güvenliği sağlayacak korumalar ve içeride olup biteni haberdar edecek birkaç ispiyoncu ile kimseye göz açtırmaz. Ve Başkayer'in dışında kalan ülkenin devamında olduğu gibi burada da sınıfsal bir düzen bulunmaktadır. Kitty ise yaptığı hatanın bedeli olarak Başkayer'e gönderilmiş olsa bile, Lila olan sahte kimliği, ona bu yönetimin içinde bir konfor alanına sahip olma hakkı sunar. Fakat o, tüm hepsini elinin tersi ile iter ve burada ki keşmekeşin içine atar kendisini. Fakat bilmediği bir şey vardır. İsyanın ateşi buraya da sıçramıştır ve Kitty, bu ateşi harlayacak olan tek şanstır. İlk kitapta serinin devamı için kurduğum önyargılar bu kitap ile yerlebir oldu diyebilirim. Olay silsilesi, ana karakteri bu kadar değerli kılan şeyin ne olduğu... Hepsi ustalıkla yazılmıştı. Ben çok beğendim. Okuyacak olanlara keyifli okumalar dilerim. Aimee Carter
Distopya
VezirAimee Carter · Ephesus Yayınları · 20163,042 okunma