sen-ben ve varlık!
Ne diyebilirim ki sana Varlığın sırları saklı senden, benden; Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben Bizimki perde arkasında dedikodu Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben Amin Maalouf
"Bir şeyin aslını aramanın yüzde doksanı bulamamaktır. Bulmak da bu yüzde onu kimseye anlatamamaktır." S. 10 Coşkuyla Ölmek Şule Gürbüz
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Halim, sıradan bir yaşamın içinde huzur arayan bir gençtir. Ancak komşularının gizemli ölümüyle birlikte, güvenle örülmüş hayatının taşları teker teker yerinden oynamaya başlar. Önce çocukluk arkadaşının kayboluşu, sonra kardeşinin gizlediği sırlar, ardından ailesinin sessizliğinin ardındaki karanlık gerçeği keşfeder. Her adımda biraz daha sarsılır; dostluğa, aşka, aileye ve en sonunda kendine olan inancını kaybeder. Bir zamanlar masumiyetin simgesi olan ev artık yalnızca yankıların duyulduğu bir boşluktur. Ve o yankılar, Halim’in yıkılan dünyasından geriye kalan tek şeydir. Kırılan Sessizlik, bir ailenin çöküşünü, bir gencin iç hesaplaşmasını ve sessizliğin bazen en korkunç çığlık olabileceğini anlatıyor.
Alıntı
Funda'dan...
​Beni Nasıl Seveceksin? Beni, bir kitabın en can alıcı cümlesinin altını çizer gibi seveceksin; hani o satırın ruhuna dokunduğu, seni kendinle yüzleştirdiği o anki titizlikle... Yazılmamış bir romanın en derin karakteriymişim gibi, sayfalarımı birer birer, sabırla ve merakla çevirerek keşfedeceksin beni. ​Diline dolanan o eski şarkıların naifliğinde, mısraların arasına gizlenmiş gizli bir özne gibi seveceksin. Kelimelerin gücüne inanan bir kalbin, sessizliği bile bir anlatım sanatı olarak görüşüyle... ​Beni; bir metnin eksik kalan noktalama işareti gibi değil, anlamı tamamlayan o en güçlü vurgu gibi seveceksin. Nazım’ın hasreti, Cemal Süreya’nın inceliği, Sezen’in bir şarkısındaki o içli sızı gibi... Sadece varlığımla değil, zihnindeki o geniş kütüphanenin en nadide eseriymişim gibi; özenle, koruyarak ve her okuduğunda yeni bir anlam yükleyerek. ​Çünkü sevmek; bir cümleyi kurmak kadar teknik değil, o cümleye can vermek kadar kalbi bir meseledir. Sen beni, bir öğretmenin bilgeliği ve bir şairin heyecanıyla, alfabenin ötesindeki o dille seveceksin.
İtiraflarınızı, iftiralarınızı, şarkı ithaflarınızı, ifşalarınızı, ship'lerinizi bekliyorum. Sözler sende, sırlar bende.
1000Kitap
İman Dağı: Hazreti Asiye Radyallahü Anhâ
Hz. Asiye Radyallahü Anhâ, yeryüzünün en acımasız zalimi olan Firavun’un eşiydi. Sarayların ihtişamı, zenginliği ve dünya nimetleri ayaklarının altındayken, o ruhunu ve kalbini Allah Teâlâ’ya teslim etti. İmanını uzun süre Firavun’dan gizledi. Ancak saklanan bu ilahi nur bir gün açığa çıktığında, Firavun çılgına döndü. Eşine her türlü işkenceyi reva görerek ondan tek bir şey istedi: "Dininden dön!" Fakat Hz. Asiye Radyallahü Anhâ, imanın lezzetini tatmıştı; saraylar da gelse, kırbaçlar da inip kalksa geri adım atmayacaktı. Firavun özel sopalar getirterek işkenceyi iyice artırdığında, Hz. Asiye Radyallahü Anhâ tarihe geçecek o sarsılmaz duruşu sergiledi ve zalimin yüzüne şöyle haykırdı: "Sen de biliyorsun ki, benim nefsim ve kalbim Allah Teâlâ’nın koruması altındadır. Beni paramparça etsen bile, bu zulmün sadece Allah Teâlâ’ya olan sevgimi artırır!" Meleklerin Gözlediği Bir Sultan Zulmün ve işkencenin doruğa ulaştığı o günlerde, Hz. Musa Aleyhisselâm bu iman abidesi valideyi ziyarete gitti. Hz. Asiye, çektiği acılara değil, sadece Rabbinin rızasına odaklanmıştı. Büyük bir endişeyle Hz. Musa’ya sordu: "Ey Musa! Rabbim benden razı mı, yoksa bana kızgın mı?" Hz. Musa Aleyhisselâm ona şu müjdeyi verdi: "Ey Asiye! Semanın tüm melekleri senin yolunu gözlüyor, hepsi seni özlemekte! Allah Teâlâ seninle gurur duyuyor. Benden ne istersen iste, dileğin Allah Teâlâ katında anında yerine getirilecek!" Sarayları Reddedip Cennette Ev İsteyen Kadın Firavun’un emriyle Hz. Asiye için korkunç bir düzenek kuruldu. Yere dört büyük kazık çakıldı; mübarek validemizi bu kazıklara bağladılar. Göğsünün üzerine devasa bir değirmen taşı koyarak, çöllerin o kavurucu, kızgın güneşi altında ölüme terk ettiler. Selman-ı Farisi Radiyallahü Anh o anları şöyle aktarır: "Hazreti Asiye kızgın
Din İslam