Funda'dan...
​Beni Nasıl Seveceksin? Beni, bir kitabın en can alıcı cümlesinin altını çizer gibi seveceksin; hani o satırın ruhuna dokunduğu, seni kendinle yüzleştirdiği o anki titizlikle... Yazılmamış bir romanın en derin karakteriymişim gibi, sayfalarımı birer birer, sabırla ve merakla çevirerek keşfedeceksin beni. ​Diline dolanan o eski şarkıların naifliğinde, mısraların arasına gizlenmiş gizli bir özne gibi seveceksin. Kelimelerin gücüne inanan bir kalbin, sessizliği bile bir anlatım sanatı olarak görüşüyle... ​Beni; bir metnin eksik kalan noktalama işareti gibi değil, anlamı tamamlayan o en güçlü vurgu gibi seveceksin. Nazım’ın hasreti, Cemal Süreya’nın inceliği, Sezen’in bir şarkısındaki o içli sızı gibi... Sadece varlığımla değil, zihnindeki o geniş kütüphanenin en nadide eseriymişim gibi; özenle, koruyarak ve her okuduğunda yeni bir anlam yükleyerek. ​Çünkü sevmek; bir cümleyi kurmak kadar teknik değil, o cümleye can vermek kadar kalbi bir meseledir. Sen beni, bir öğretmenin bilgeliği ve bir şairin heyecanıyla, alfabenin ötesindeki o dille seveceksin.
İtiraflarınızı, iftiralarınızı, şarkı ithaflarınızı, ifşalarınızı, ship'lerinizi bekliyorum. Sözler sende, sırlar bende.
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İman Dağı: Hazreti Asiye Radyallahü Anhâ
Hz. Asiye Radyallahü Anhâ, yeryüzünün en acımasız zalimi olan Firavun’un eşiydi. Sarayların ihtişamı, zenginliği ve dünya nimetleri ayaklarının altındayken, o ruhunu ve kalbini Allah Teâlâ’ya teslim etti. İmanını uzun süre Firavun’dan gizledi. Ancak saklanan bu ilahi nur bir gün açığa çıktığında, Firavun çılgına döndü. Eşine her türlü işkenceyi reva görerek ondan tek bir şey istedi: "Dininden dön!" Fakat Hz. Asiye Radyallahü Anhâ, imanın lezzetini tatmıştı; saraylar da gelse, kırbaçlar da inip kalksa geri adım atmayacaktı. Firavun özel sopalar getirterek işkenceyi iyice artırdığında, Hz. Asiye Radyallahü Anhâ tarihe geçecek o sarsılmaz duruşu sergiledi ve zalimin yüzüne şöyle haykırdı: "Sen de biliyorsun ki, benim nefsim ve kalbim Allah Teâlâ’nın koruması altındadır. Beni paramparça etsen bile, bu zulmün sadece Allah Teâlâ’ya olan sevgimi artırır!" Meleklerin Gözlediği Bir Sultan Zulmün ve işkencenin doruğa ulaştığı o günlerde, Hz. Musa Aleyhisselâm bu iman abidesi valideyi ziyarete gitti. Hz. Asiye, çektiği acılara değil, sadece Rabbinin rızasına odaklanmıştı. Büyük bir endişeyle Hz. Musa’ya sordu: "Ey Musa! Rabbim benden razı mı, yoksa bana kızgın mı?" Hz. Musa Aleyhisselâm ona şu müjdeyi verdi: "Ey Asiye! Semanın tüm melekleri senin yolunu gözlüyor, hepsi seni özlemekte! Allah Teâlâ seninle gurur duyuyor. Benden ne istersen iste, dileğin Allah Teâlâ katında anında yerine getirilecek!" Sarayları Reddedip Cennette Ev İsteyen Kadın Firavun’un emriyle Hz. Asiye için korkunç bir düzenek kuruldu. Yere dört büyük kazık çakıldı; mübarek validemizi bu kazıklara bağladılar. Göğsünün üzerine devasa bir değirmen taşı koyarak, çöllerin o kavurucu, kızgın güneşi altında ölüme terk ettiler. Selman-ı Farisi Radiyallahü Anh o anları şöyle aktarır: "Hazreti Asiye kızgın
Din İslam
"Sanki her şey gözler önünde olup bitiyordu. Ama gerçekte neler olup gittiğini kimsenin bildiği yoktu." İsmet ÖZEL
Alıntı
Ben Ebru… Sessiz Taşıyıcılar kitabının yazarı. Basamaksız merdivenlerin Düşe kalka tırmananı Karanlık yolların Rehberi Elinde meşalesi Işıtırken çevresini Sönen ocakların şahidi Kusursuz Nizam'ın mükemmeliyken Kendi zincirini kendi üreten Bir zihnin esiri Gençtim. Kibri bir sürme gibi gözlerime çektim Hiç geçmeyecek sandığım Ama geçerken Pişmanlığa evrilen geç’liktim. Hayatı Arkasını bağlamayı unuttuğum dikiş ipliğine benzetirdim Bense sadece tek çekimliktim En çok çocukluğumda gül’müşüm Kahkahalarım evlere şenlik Sonradan öğrendim ki Her mutluluğun bir bedeli varmış İşte bu da tam ibretlik
Edebiyat
Kendini sev yeter
Kimse kimseyi beğenmek zorunda değil. Cinsiyet fark etmiyor. Harika vasıflarınız, ahlakınız, donanımlarınız vs olabilir. Ya da çok güzel, pek derin, en ulvi sen seviyorsun belki ama bu yüzden kimse sana âşık olmak zorunda değil. Muhteşem bir insansın belki ama bu yüzden "o insan" da seni seçmek/seninle evlenmek zorunda değil. Ondan daha iyisin, daha güzelsin, daha zekisin ama bu yüzden onun yerine seçilmek zorunda değilsin. Çok hak ediyorsun... Ama bu yüzden istediğin ilgi, şöhret ve itibar sana verilmek zorunda değil. Evet Salieri kadar bilgili, özverili, hırslı ve hak etmek adına görece her şeye sahipsin ama bu yüzden Mozart'ı aşmak zorunda değilsin... En çok sen çalışıyorsun ama bu yüzden o görev/o pozisyon sana verilmek zorunda değil. Sağlıklı besleniyorsun, düzenli spor yapıyorsun ama hayat seni 90 yaşına kadar yaşatmak zorunda değil. Evet kabullenmek zor belki. Hazmı da kolay değil evet. Ama hayat bize borçlu değil. Hayat optik okuyucu gibi tamamen objektif ve adil bir puanlama mekanizması yok. Çünkü bazı şeyler nasiptir. Bazı şeyler sınavdır. Bazen insanın payına düşen budur. Bazen hikayemiz bu kadardır. Elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra yaşamın bu sessiz, çetin, ironik, sırlar ve efsunla dolunu payına razı olmakta bilgeliklerin en büyüğü var. Hayatın kimseye borcu yok... Çünkü hayat bazen de böyledir. Evet, aynen öyle
Duygu ve Düşünce