Tuhaftır dolaşmak siste!
Yalnızdır her çalı, her taş,
Hiçbir ağaç görmez diğerini,
Yalnızdır her biri.
Dünyam dostlarla doluydu,
Aydınlıkken henüz hayatım
Oysa şimdi, sis inerken,
Yok artık hiçbiri.
Bilge değildir sahiden
Karanlığı bilmeyen biri,
Kaçınılmazdır karanlığın usulca
Onu herkesten ayırması.
Tuhaftır siste dolaşmak!
Yaşamak yalnız olmaktır,
Hiç kimse bilmez diğerini,
Yalnızdır her biri.
Bu dünyanın her parçası benim insanlarım için kutsaldır. Parlayan her çam iğnesi, bütün kumlu sahiller, karanlık ormanlardaki sis, her açık alan, vızıldayan böcek halkımın deneyim ve anılarında kutsaldır. Ağaçların gövdelerinden akan sular yerlilerin anılarını taşır. Beyaz adam geceleyin gelen ve topraktan ihtiyacı olan her şeyi alan bir yabancıdır. Dünya onun kardeşi değil, düşmanıdır. Yatağına pislik yığmaya devam et, bir gece kendi pisliğinde boğulacaksın.
Beni günlerce tasıyan kollarını etrafıma sardı. "Uyu," diye emretti. Göğsüne dökülen saçlarımı topladı, eli ensemde durdu ve saçlarımı yavasça bıraktı. Bıraktığında orada kalacağını düşünüyordu sanırım, saçlarım hiç toplanmamış gibi dağılınca,
"Şu saçların...." dedi sabır dileyen bir ses tonuyla. "Deli ediyor beni."
Konu șu an saçlarım mıydı?
"Bir hırsızın ucuz hançeri yerine benimkini al," dedi. Afallamış bir hâlde dediğini yaptım.
"Onu benim yanımdayken göğüslerinin arasında taşımak zorunda değilsin." Hançeri bana vermişti ama elini çekmedi. Hançer ellerimizin arasındaydı. "Sen ona uzanamadan seni kendini korumaya iten şey her neyse onun etrafını sararım."
Etrafını sardığındaysa o şeyin geri dönüşü olmazdı.
Yok olurdu içimden bir ses bir gün benim de etrafımı saracağını söylüyordu.