Bu sıcakta kasabaya inip, Akbank’ta sıkıcı ve uzun bir kuyruğa girip bilgisayar sis teminin arızaya geçip, canı istediği zaman arızadan çıkmasını bekledikten epey sonra, sıra bana gelerek, size borcum olan 2535500 TL.’yi hesabınıza havale ettim. Benim için az eziyet olmadı. Oysa ben bu parayı, 20 Temmuz 1994 çarşamba günü öğlen suları, resepsiyona nakit olarak uzattım ve terbiyesizce reddedildim.
Kişi, hiçbir hayalini gerçekleştiremeden de yaşamış olsa, hayallerini gerçekten yaşamış olabilir
-gerçekleşmeyeceklerini bile bile, değerli hayallerini sürekli gerçekleştirmeğe çalışmışsa ("Sis-Fos") ...
"Sana neden yardım ettiğimi soruyorsun, değil mi?"
Başımı salladım. En başından beri merak ettiğim şey buydu.
"Benim de elimde senden başka hiçbir şey yok, güzel Larina. Topraklarını kaybetmiş bir halkın, Prensine tutunduğu gibi ben de sana tutunuyorum."
Ayağa kalktı. "Kaybolmuş bir kadın, her şeyini kaybetmiş bir adamın kollarına düserse ne olur?"
Sorunun cevabını beklemeden gitti çünkü cevabi bende değildi.
Cevabı yaşıyorduk.
Cevap yaşadıklarımızdı.
Cevap sonradan yaşayacaklarımızdı.
"Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz."
Güzel gözlerinin içine baktığımda en derindeki düşüncelerine kadar ulaşabiliyordum. İlk andan beri bu böyleydi ama işte, buna rağmen hazırlıksızdım. Kollarımda olduğunda hissettirdiklerine alışıyordum,
Larina bunu anlamışçasına bir kurnazlık ve saflıkla kollarımdan uzaklaşırken omuzuma tutunuyor ya da yüzünü göğsüme bastırarak, tatlı tatlı utanıyordu. Ona sataştığımda kollarımda olmasına, yardımıma muhtaç olmasına, bensiz bir adım öteye gidemeyecek olmasına rağmen dik dik bakma cesaretini gösterebiliyordu.
Ínatçı, dikbaşlı, savaşçıydı.
Tam aradığım şeydi.