Duman
Sigara dumanı boğazını yakıyordu artık. Zihnini susturmak için kendini zehirliyordu bulduğu her fırsatta. Ölmek istiyor muydu yoksa yavaş yavaş acı çekip kendini mi cezalandırıyordu, artık o da bilmiyor. İçindeki lanetli sis, sigaradan daha zararlıydı onun için. Her şeyi sonlandıracak gücü bile yoktu ama yine de hayata karşı bir şeyler başarmak… Belki de sadece bir şeyler hissetmek istiyordu. Yalnızlığın kollarında olduğunu ve onu yavaş yavaş boğduğunun farkındaydı. Nefes alamıyordu ama sigara dumanını bir kere daha soludu. Sanırım onun için artık bir kurtuluş yoktu. Zehir, zehirden kurtulmak için bir tedavi arıyordu. Bir sabah uyandığında gözlerini tavana dikti. Yine ve yeniden uyanmıştı yani en azından gözlerini açmıştı. Saate baktı, sabahın erken saatlerinde olduğunu gördü. Hiçbir şey yapmak istemediği halde yataktan çıktı. Yüzüne soğuk suyu çarptı ama suyun soğukluğu bile onu kendine getirmedi. Gerçeklikten kopmuş benliğine mahkumdu. Aynaya baktı. Göz göze geldi kendisiyle. Gözlerindeki ışıltıyı tekrar görme umuduyla uzun süre daldı. Sudan daha soğuktu onun bakışları. Bir yalancının gözleri ne kadar güzel olabilirdi ki zaten. Herkese, her şeye ve en çok da kendisine yalan söylerdi. İyi olduğunu ima ederdi her seferinde. İçten içe çürüdüğünü bilirdi yine de. Bir kahve yaptı ve sigarasını yaktı. Telefonunu da eline aldı ve mesajlarına baktı. O çürüyen ruhuyla insanlara cevaplar verdi. Her kelimesinden tiksindi çünkü iyi olmadığı halde başkalarına iyi gelmeye çalışıyordu. Eksikti, boştu, altında onun için hiçbir anlam yoktu. Madem hala bu dünyada acılar içinde kıvranmaya devam ediyordu, o zaman en azından bir işe yaramalıydı. Yaşadığını hissettirecek her şeye muhtaçtı. Acınası kimliğini gizledi ve sahte neşesiyle karşılık verdi. Çiçekleri çok seviyordu çünkü ne
Edebiyat
Titrek bir mum alevinin havaya bıraktığı bulanık bir iz Ve göz gözü görmez bir sis değildik biz Beni bilimle anla iki gözüm, felsefe ile anla Ve tarihle yargıla.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sis
Ömür yolunun çetin, amansız virajlarını dönerken, tam da bir bahar vaktinde vadiye çöken yoğun bir sis gibidir hayatla arama gerilen o meçhul perde. Ne vakit aralanacağını asla kestiremediğim bu muammanın arkasında, benden nelerin gizlendiğini düşünür dururum. Sisin ardında belirecek her yeni manzara, bu yorgun ruhuma bir ödül vaat edebilir mi gerçekten? Yoksa bu sisli azametin ve beraberinde getirdiği tüm meşakkatlerin ta kendisi midir hayat? Belki sis, gerisinde bir sır sakladığı için değil; başlı başına varoluşun özünü barındırdığı için oradadır -insanın dimağını bulandırıp muallakta bırakan, sersemleten ama esrarengiz bir ödül ihtimaliyle de kendine bağlayan nefes kesici, muazzam oyunun asıl sembolü olan o sis- E.Ö.
Edebiyat
Ay bu sivrisinekler ayaklarım hepsini şiş yaptılar odada bir şey de gözükmüyor nereden geliyorlar 🤦🏼‍♀️🤦🏼‍♀️
Yaşar Kemal'in izinde...
Eylül ayının başı. Havalar tam olarak soğumasa da, güneş aylar önceki gibi yakıcı değil. Yol boyu sıra sıra dizilmiş tarlalar var buralarda. Ne zaman başımı çevirip yolculuk etmekte olduğum araçtan bu tarlaları izlesem, aklıma Yaşar Kemal’in Çukurova topraklarından, tohumundan bahsettiği satırlar gelir. Ekim aylarında patates ekilir buralara. Yazın sıcak döneminde de toplanır. Yolun diğer yarısını da sıra sıra mandalina ağaçları takip eder. Mevsimlik işçiler gelir traktör ve minibüslerle. Cızlavet giymiş ayaklar tarlalarda dolaşır. Sebzeler öbek öbek toplanır o tarlanın içinde. Ayçiçekleri belirir az daha gidince. Yeryüzünü sarıya boyamışlar gibi güneşi yansıtır ve o çiçekleri gözlerimi alır. O kadar ayçiçeğinin arasında bir başıboş dikkatimi çeker. Güneşe yüzünü değil sırtını dönen. Gülüp geçerim. Her şeyin sonu gelmiş gibi kupkuru otlar biter bu tarlarda, ne bir insan, ne bir iz kalır. Hüzünlü bir havayla, sis çöker üzerine. Anlarım ki soğuk, sonra yine bahar gelir.
Sonra bir baktım, yapayalnızdım Ne sis vardı, ne vapur vardı Nereden gelmişti, nerelere gitmişti? Gözlerimi kıstım, tebessüm ettim hey

KerZeY35

@kerzey35
·
Evinde Gitarın Var mı?
Evinde gitarın var mı? Gidelim öyleyse Evinde gitarın var mı? Gidelim öyleyse İskelede karşılaşmıştık Sisli bi' gündü, tanışmıştık Birdenbire, tepeden inme Hem de çabucak kaynaşmıştık Sohbet giderek koyulaşmıştı Birbirimize her şeyi anlatmıştık Ve başka bir şey önermişti bana Dedim ki: "Bilmem e-e-e-eğ" open.spotify.com/track/24jZmXmt4...
Müzik