(Yirmiikinci Mektub'un Hâtime'sindeki bahse bir zeyldir.)
اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ ...الخ
Gıybet, şu âyetin kat'î hükmüyle nazar-ı Kur'anda gayet menfur ve ehl-i gıybet gayet fena ve alçaktırlar. Gıybetin en fena ve en şenii ve en zalimane kısmı, kazf-ı muhsanat nev'idir. Yani gözüyle görmüş dört şahidi gösteremeyen bir insan, bir erkek veya kadın hakkında zina isnad etmek;
en şenî' bir günah-ı kebair
ve en zalimane bir cinayettir,
hayat-ı içtimaiye-i ehl-i imanı zehirlendirir bir hıyanettir,
mes'ud bir ailenin hayatını mahveden bir gadirdir.
Evet Sure-i Nur bu hakikatı o kadar şiddetle göstermiş ki, vicdan sahibini titretiyor ve tüylerini ürperttiriyor.
لَوْلَٓا اِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُمْ مَا يَكُونُ لَنَٓا اَنْ نَتَكَلَّمَ بِهٰذَا سُبْحَانَكَ هٰذَا بُهْتَانٌ عَظ۪يمٌ
şiddetle ferman ediyor ve diyor ki:
Gözüyle görmüş dört şahidi gösteremeyen merdudü'ş-şehadettir. Ebedî şehadetlerini kabul etmeyiniz. Çünki yalancıdırlar.
Acaba böyle kazfe cesaret eden hangi adam var ki, gözüyle görmüş dört şahidi gösterebilir. Kur'an-ı Hakîm bu şartı koşturmakla,
böyle şeylerde şakk-ı şefe etmeyiniz,
bu kapıyı kapayınız demektir.
Said Nursî
Barla - 267