Kitap, insanlık tarihi boyunca cinselliğin nasıl denetlendiğini, yasaklandığını ve cezalandırıldığını inceliyor. Antik Mezopotamya’dan Orta Çağ Avrupa’sına, dinlerin etkisinden modern hukuk sistemlerine kadar uzanan geniş bir tarih yolculuğu sunuyor. Zina, eşcinsellik, kürtaj, fuhuş, sansür, ahlak yasaları ve beden üzerindeki toplumsal denetim gibi konular ele alınıyor.
Bu eser bir roman değildir; tarih, hukuk ve sosyoloji alanlarında araştırma niteliği taşır. Yazar, mahkeme kayıtları, tarihi belgeler ve gerçek olaylardan yararlanarak insanların cinsel yaşamlarının nasıl kontrol edildiğini anlatır. Özellikle din, devlet ve toplumsal ahlakın birey üzerindeki etkisini sorgular.
Çok kapsamlı bir araştırmaya dayanması
Tarih, hukuk ve toplumu birlikte ele alması
Gerçek olaylardan örnekler vermesi
Farklı dönemlerde değişen ahlak anlayışlarını göstermesi
Akademik yönü ağır gelebilir.
Bazı bölümler rahatsız edici tarihi olaylar içerir.
Roman akıcılığı bekleyen okuyucular için zorlayıcı olabilir.
Neden okunmalı diye merak edenler v arsa,
Toplumların ahlak anlayışının zaman içinde nasıl değiştiğini görmek için.
Din, hukuk ve bireysel özgürlük ilişkisini anlamak için.
Bugün tartışılan birçok konunun aslında yüzyıllardır var olduğunu görmek için.
İnsan bedeni üzerindeki toplumsal denetimin tarihini öğrenmek için.
Kimler okumalı
Tarih meraklıları
Sosyoloji ve psikolojiyle ilgilenenler
Hukuk öğrencileri ve hukuk meraklıları
Toplumsal değişimleri anlamak isteyen okurlar
İnsan davranışları ve ahlak tarihi üzerine düşünenler
Kimler için uygun olmayabilir
Sadece sürükleyici bir roman arayanlar
Hassas içeriklerden rahatsız olanlar
Akademik ve belgesel tarzı kitapları sevmeyenler
Kısaca
“Seks ve Ceza”, cinselliği değil; toplumların cinselliğe bakışını anlatan bir kitaptır.
Beano-Dennis & Gnasher Canavar Sebzelerin Saldırısı - Craig Graham
Herkese selamlar
Nasılsınız, neler yapıyorsunuz?
Bugün sizlere severek takip ettiğim Beano serisinin yeni kitabı Dennis& Gnasher Canavar Sebzelerin Saldırısı kitabı ile geldim.
Yetiştirdiğiniz sebzelere süper büyüme serumu yapabiliyor olsaydınız sizce nasıl sebzeler olurdu?
Güzel yetişen canlı renkli sebzeler düşündünüz değil mi? Ama bu serum aklınıza gelenden biraz farklı.
Beanotown' da süper büyüme serumu sebzeleri birer canavara dönüştürünce işler çığrından çıktı! Devasa büyüklüğe ulaşan ve etobur sebzeler Beanotown'u ele geçirmeye çalışırken Dennis, Gnasher ve arkadaşları da sebzeler ile mücadele etmeye çalışıyor.
Sizce bu mücadelede başarılı oldular mı?
Etobur sebzelere ne oldu?
Hepsi ve daha fazla Dennis&Gnasher Canavar Sebzelerin Saldırısı kitabında !
Orhan Pamuk’un bu kitabını bitirdikten sonra bir süre boşluğa bakıp "Gerçekten de öyle değil mi?" diye mırıldanırken buldum kendimi.
Kitap, ilk bakışta bir büyüme ve arayış hikayesi gibi başlıyor ama derinlere indikçe mesele, baba-oğul ilişkilerinin o karmaşık labirentine ve "baba katilliği" mitine evriliyor. Pamuk, Sophokles’in Kral Oidipus’u ile Firdevsi’nin Şehname’sini öyle bir harmanlamış ki, insanın kendi seçimlerinin ne kadarının bize, ne kadarının kadere ait olduğunu sürekli sorguluyorsunuz.
O kuyu imgesi... Hikayenin kalbindeki o sessiz kuyu, insanın kendi derinliklerine, korkularına ve aslında kaçtığı her şeye ne kadar yakın olduğunu hatırlatıyor. Kırmızı Saçlı Kadın karakteri ise hem bir gizem hem de hayatın beklenmedik dönemeçlerini temsil ediyor sanki.
Okurken kendime şunu sordum: Hayatımızı biz mi inşa ediyoruz, yoksa çocukken okuduğumuz ya da maruz kaldığımız hikayeler mi bizim "kaderimizi" çiziyor? Belki de hepimiz, farkında olmadan kendi babalarımızın veya kendi mitlerimizin izinden gidiyoruz, sizce de öyle değil mi?
Eğer hala okumadıysanız veya okuyup da o "kuyunun" etkisinden hala çıkamayanlar varsa, sizin bu konudaki fikriniz ne? Kader mi ağır basıyor, yoksa tercihlerimiz mi?
Uzun zamandır okumayı düşündüğüm bir kitap ama bir türlü kısmet olmadı daha önceden okuyan arkadaşlar spoiler vermeden yorum yapabilir mi sizce okumaya değer mi sıkılıp yarıda bırakmak istemiyorum
"Mükemmel Çift" diye bir şey gerçekten var mı, yoksa sadece iyi oynanmış bir rol mü?
Ruth Ware’in kaleme aldığı Mükemmel Çift ile soluk soluğa bir serüvene daldım! Hikayemiz, akademik kariyerinde tıkanmış ve ilişkisi çatırdamakta olan Lyla’nın, erkek arkadaşı Nico ile birlikte büyük ödüllü bir reality şov için egzotik bir adaya gitmesiyle başlıyor. Her şey bir tatil rüyası gibi başlasa da, şiddetli bir fırtınanın adayı dünyadan koparmasıyla ortam bir anda kâbusa dönüşüyor.
İletişim yok, sınırlı kaynaklar ve hayatta kalma mücadelesi... İnsanlar bir araya gelince sırlar da yavaş yavaş dökülmeye başlıyor. Lyla, bu yarışmanın artık sadece bir büyük ödül meselesi olmadığını, aslında bir "ölüm-kalım oyunu" olduğunu fark ettiğinde iş işten çoktan geçmiş oluyor.
Agatha Christie'nin o meşhur "On Kişiydiler" klasiğini modern bir reality şov atmosferinde yeniden okumak gibi! Tempocu hiç düşmeyen, ters köşe dolu, psikolojik gerilimi iliklerinize kadar hissettiren bir kurgu olmuş. Gerilim sevenler listenize mutlaka ekleyin!
Sizce bir adada hayatta kalmaya çalışırken kime ne kadar güvenebiliriz? Yorumlarda buluşalım!
Bazen en tehlikeli maskeler, en samimi görünenlerdir. Bir ekranın ardında kurulan cümlelere, hiç görmediğin birine ve sadece sana gösterilen bir yüze âşık olabilir misin? Peki ya aynı maskenin altında bambaşka bir yüz saklanıyorsa?
.
Ismarlama 'Şk bana artık insanların birbirine değil, birbirlerinin ekranda çizdiği kimliklere yaklaşmaya çalıştığını düşündürdü. Romanda bir yanda yazı dizisi için insanların neden internet üzerinden âşık olduğunu anlamaya çalışan Larin, diğer yanda kendine kusursuz bir maske yaratmış Aras var. İkisi de farklı nedenlerle başladıkları bir oyunda, hiç hesap etmedikleri duygularla yüzleşiyorlar.
.
Okurken günümüzün sanal ilişkilerini ve çevrimiçi sohbetlerin büyüsünü çarpıcı bir şekilde gördüm. Kendimi "Acaba hangisi gerçek, hangisi yalnızca görünmek istediği kişi?" diye sorgularken buldum. Çünkü kitap sadece romantik bir hikâye anlatmıyor; güveni, önyargıları ve insanların kendilerini korumak için taktıkları görünmez maskeleri de sorgulatıyor.
.
En çok sevdiğim şey ise hikâyenin yaz dizisi tadındaki akıcılığı oldu. Sayfalar hızla akıp giderken, geçmişin yükü, ailelerin bıraktığı izler ve affetmenin zorluğu da usulca satırların arasına yerleşiyor. Pınar Pars'ın bu dengeyi hiç yormadan kurabilmesini oldukça başarılı buldum.
.
Larin'in dergi için yazdığı bölümler ise benim için kitabın en özel ayrıntılarındandı. Bazen bir arkadaş tavsiyesi, bazen de ücretsiz bir ilişki koçu desteği gibi hissettiren bu yazılar, hikâyeye farklı bir katman eklemiş. Karakterlerin ne yaptığının yanında, neden öyle davrandığını da hissedebilmek kitabı benim gözümde daha güçlü kıldı.
.
Kitap bende "belki de hepimiz bir maske takıyoruz" düşüncesini bıraktı. Ama asıl mesele, birileri o maskeyi düşürdüğünde geriye kimin kaldığı.
.
Peki sizce insan, en çok yüzünü gösterirken
Ismarlama 'ŞkPınar Pars · Etkiva Yayınları · 20263 okunma