Milk-i bekâdan gelmişim fânî cihânı neyleremBen dost cemâlin görmüşüm hûr ü cinânı neyleremVahdet meyinin cür'asın ma'şûk elinden içmişemBen dost kokusun almışım müşk-i Hutan'ı neyleremİbrâhim'im Cebrâil'e hiç ihtiyâcım kalmadıMuhammed'im dosta gidem ben tercümânı neyleremİsmâil'im Hak yoluna cânımı kurbân eyleremÇünkü bu cân kurban olur ben koç kurbânı neyleremEyyup'leyin şo ma'şûkun cevrin tahammül eyleremCircis’leyin Hak yoluna çıkmayan cânı neyleremÎsâ gibi dünya koyup gökleri seyrân eyleremMûsâ-yı dîdâr olmuşum ben "len terânî" neyleremMiskin Yûnus ma'şûkuna vuslat bulunca mest olurBen şîşeyi çaldım taşa nâmûs u ârı neyleremYunus Emre
Türkiye’nin toplumsal hafızasında kadınlar, çok uzun ve meşakkatli bir yolculuğun kahramanlarıdır. Geçmişte dil bariyerleri, toplumsal baskılar ve imkânsızlıklar, nedeniyle sesini duyuramayan, kendini ifade edemeyen, hastane odalarında bile derdini anlatmakta zorlanan fedakâr ve cefakar nenelerimizden;
Annelerimizden bugün Türk, Kürt, Çerkez, Alevi, Laz fark etmeksizin hayatın her alanında özgürce söz söyleyen, yazan, kendini ifade eden ve üreten bir kadın kuşağına ulaştık. Siz ne yaparsanız yapın, bir gerçektir ki; bu dönüşüm, bu toprakların en büyük ve en onurlu hikayesi...
Ülkemiz yüzyılında; topluma vizyon sunması beklenen figürlerin, kadının onurunu ve kimliğini hafif gören haysiyeti irdeleyen üslup kullanması kabul edilemez. Şu çok net bilinmelidir ki; kadınların eğitimle, emekle ve edebiyatla hele ki ' Anne' vasfı na sahip olarak, kazandığı o özgür kürsüler kimsenin lütfu değildir. Annelerimizin, Nenelerimizin sessizliğinden doğan o güçlü ses ile ülkemizin güçlü sesiyiz, geçmişten geleceğe bir çok şey değişti. Ülkemiz yüzyılında kadınlar savaşlardan tutun, kavgalara, barışa, huzura kadar hemen her alanda ki etkin rolleri ile hafızalarda yer edinmiş. Dini, dili, Irkı ne olursa olsun kadınlarımız, Anadolu da oldu Yar da oldu evlat da oldu. Onur zedeleyen, ayrıştıran, bölen, güçlü yapıları sarmaya çalışan her eylem hayasızcadır.
Ve ben her zaman çok şaşırmışımdır;
Bir kadının hayat verdiği bir insanın fütursuzca kadınları alaya almasına.
Sk Şükran Demirhan
Nitekim, Hz. Mevlânâ (r.a.) efendimizin son hastalıkları zamânında, Sadreddîn Konevî hazretleri kendilerini ziyâret edip "Allah sana âcil şifâ versin" buyururlar. Hz. Pîr-i dest-gîr:"Bundan sonra, şifâ sizin olsun. Âşık ile ma'şûk arasında ancak kıldan bir gömlekten başka bir şey kalmamıştır. Nûrun nûra kavuşmasını istemez misiniz?" buyururlar. Beyt:
Tercüme: "Ben tenden, o da hayâlden soyundu. Şimdi kavuşmanın nihâyetlerinde salınarak yürürüm."
Fususu'l - Hikem Tercüme ve Şerhi IIIAhmed Avni Konuk