...Avrupa’nın zenginliği, endüstrisi ve bilimi, paşaya göre, istikrar ve sükunet sağlayan belirli siyasi koşulların sonucudur. Bunlar “her millet ve halkın yaşam, mülk, onur ve saygınlığının tam bir güvence altına alınmasına, yani gerekli özgürlük haklarının doğru şekilde uygulanmasına” bağlıdır.
Din engelinin kalkmasıyla Batı’nın doğrudan incelenmesi mümkün hale gelmiş, Avrupalıların zenginliği ve gücünden daha çok haberdar olunmuş, bunlar daha yakından fark edilmiştir.
Bazı kesimler tarafından Atatürk ve Atatürk devrimleri, bizlerin özümsediği, anladığı devlet kuruculuğu ve devrimciliğinden daha çok O’nun asker olması ve komutanlık yönünü ele alarak farklı bir görüş içerisinde bulunmaktadırlar. Onlar Mustafa Kemal’e evet diyen ama Atatürkçülüğe hayır diyenlerden. Onlar Kurtuluş Savaşı komutanı Mustafa Kemal’e evet ama O’nun ilke ve inkilaplarına hayır diyen, çağdaş bir ülke var eden Mustafa Kemal Atatürk’e hayır diyenlerden. Bu gibi karşı devrimciler, Atatürk’ü tarihten silemeyeceklerinden, en azından O’nun ilke ve inkılaplarını, düşüncelerini silelim ki, Kemalizmi silelim ki, bir köstebek misali ülkenin kurucu değerlerinin altını oyup, o eski karanlık günlere dönelim diye uğraşanlardan.
Çağdaş bilim ile uğraşan, Atatürk milliyetçiliği yerine ümmetçilik aşılamaya çalışan, Türk tarihini sadece Osmanlıcılıkla bir tutan, kadınların haklarını eski Osmanlı sosyal yapısına döndürmek isteyen, Türk dilini yok sayıp, Osmanlı dili diye olmayan bir dili hayatımıza sokmaya çalışan ve ekonomide, kültürde, sosyal hayatımızda tam bağımsız olmamızı istemeyen bu gibiler asla Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkilaplarını yok edemeyecek o yolda yürümemize asla engel olamayacaklardır.
Atatürk Devrimi, her zaman yazıp söylerim, olmuş bitmiş durağan bir reformlar toplamı değil, çağa dönük bir gelişme sürecidir. Başka bir deyişle Atatürkçülük, devrimciliktir.