Bence, kitaplar sözcükleri içeren şeyler değil, sözcüklerin ta kendisiydi ve kitabın değerini belirleyen yıpranmış olup olmaması değil, içeriği olmasıydı.
Bu dünya da kimseyi gücendirmeden, kimsenin canını sıkmadan, kimseye eziyet etmeden yaşamayalı insan. Ancak bazıları var ki onların istediği gibi yaşayıp, onların istediklerini yaparsan, her şeye tamam deyip sesini çıkartmadan ölümü tatmayı başarabilirsen sorun yok. İster insan ol, istersen bir hayvan.
Onları istediği gibi yaşamazsan, bir köşeye atıverirler seni. Ölürken bile hatırlamazlar, belki akıllarına bir an gelirsin ama sadece öylesine. Ama ölümün kaçınılmaz olduğunu unuturlar, son durak olduğunu hatırlamazlar. Ve gideceğin yerin de aynı yer, kara toprak olduğunu unuturlar. O zaman bu zulüm niye? Niye çile çektirirler sana, niye bu eziyet?
Bu hayatta amacımız, kimseye, hiç bir hayvana veya doğa da bir ağaca bile zarar vermeden göçüp gitmek olmalı. Hiçbir şey bizim değil bu alemde. Gelip geçici, bir yolcu gibiyiz. Hiç bir şey yapmadan bu dünyada benim deme hakkına nasıl sahip olabiliyoruz? İster insan ister hayvan veya bir ağaç ol son durak belli.
Yüreğinde bu dünyada söz dinleyip kimseyi gücendirmediği zaman insanın ne kadar iyi yaşadığını hissediyordu, demek ki öteki dünyada da her şey iyi olacaktı.
Sayfa 53 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu