Öncelikle Sabahattin Ali´nin ilk okuduğum eseri "Kürk Mantolu Madonna´ya bayıldığımı söyleyerek incelememe başlamak isterim. İlk başta konusundan bahsedip sonrasında ise beni nasıl ve neden etkilediğini anlatacağım. Bu güzel eserin başında okul arkadaşının yardımı ile işe giren bir memurun aynı odada onunla çalışan fakat tanıdığı ve gördüğü diğer insanlara göre daha farklı biri olduğunu sezdiği Raif Efendi ´yi anlattığı kısım bulunmakta. Raif Efendi tam da o memurun anlattığı gibi; sessiz, içine kapanık, insanlara ve dış dünyaya uyum sağlayamamış fakat birisi ile karşılaştığında da yüzünden tebessümü eksik etmeyen naif bir insandır. Asıl olayların başladığı ikinci kısımda ise, kitabın son kısmında eleştirmen Füsun Akatlı´nın da dediği gibi "Roman, İkinci Dünya Savaşı´nı önceleyen yıllarda yaşanmış tutkulu ve marazi bir aşkı eksen almakta.." Anlaşılmaz hastalıklardan biriyle ölüm döşeğine sürüklenen Raif Efendi´nin şirkette sürekli kilitli tuttuğu çekmecede olan siyah kaplı deftere döktüğü aşk hikayesi. Hikayede kısaca on yıl öncesinde Berlin´de bir resim galerisinde rastladığı kürk mantolu kadın portresinin, Raif Efendi´nin, ruhunda, zihninde ve bedeninde büsbütün ateşlediği tutkuyu ve o portrenin hem ressamı, hem de modeli olan gizemli ve tutkulu kadınla yaşadıklarını baştan sona görüyoruz.
Kitapta neredeyse her bir cümleye, satıra, kelimelerin seçimine hayran kaldım. Gerçekten beni başından sonuna kadar etkisi altına alan bir kitap uzun zamandır okumamıştım. Beni nasıl ve neden etkilediğini bu şekilde açıklayabilirim sanırım. Harika alıntılar var kitabımdaki her bir satır çizili diyebilirim. Alıntı paylaşmayacağım çünkü hepsinin kitabı okudukça bütünleşeceğini ve tek başına bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Açıkçası kitaba başlamadan kitabın beni sıkacağını