Alınyazısı dedikleri bazen bir çift çoraba bağlı oluyor. Kaç paradır bir çift çorap ? Belki çok para değil. Ama bu kadarı bile bir insanın hayatı için çok önemli olabiliyor.
Belki de yeterince istememişti bunu. Belki de yeterince istediği hiçbir şey yoktu. Okuduğu bir yığın kitap aslında kafasını karıştırmaktan, daha doğrusu kendisini sıkan şeylerin çoğalmasından başka bir sonuç vermemişti. Hiçbir zincirin halkası olamamıştı. Ne öğrenci, ne sanatçı, ne aydın, ne de gerçek bir burjuva
Trabzonlu, Karadeniz bölgesinde sözü geçer bir çiftçi olan babası, şimdi önemli işler yapıyordu, büyük işler, herkes için böyleydi bu; Trabzon'daki akrabalar, ahbapların hepsi biliyordu Doğan Bey'in ne büyük bir adam olduğunu. Eskiden, Doğan Bey'in kendileri gibi biri olduğunu unutmuşlar, hükümete girmiş olan hemşerilerine tapar olmuşlardı. Ne demek hükümete girmek? Kafaları hükümet deyince yıllar yılı , padişah, nazır, paşa gibi ulaşılmaz yükseklikteki insanları düşünmeye alışık olduğundan, Doğan Bey'i de öyle büyütmüşlerdi. Çok büyük adam olmuştu Doğan Bey yani. Ve onlar için büyük adam kısaca, yanında ayakta durulması gereken, eli öpülen, her sözü buyruk gibi kabul edilen biriydi. Büyük adamın şiddeti de, ihsanı da Tanrı'nın lütfu gibi karşılanmalıdır. Şiddeti, doğa afetleri, seller, fırtınalar gibi sayılmalı, iyi davranışlarıysa hak edilmemiş bir ihsan gibi. Böyle düşünüyordu Doğan Bey'in akrabaları ve hemşerileri. Tabi yazları bunların arasında büyüyen Mevhibe de. Bu durumda karşı çıkılır mı? Kuldular onlar. Üvey anası da, Mevhibe Hanım'ın gözünde, sadece buyrukları uygulamakla görevli bir kuldu. Bu kadar büyük bir adam olan babasının kendisini niçin iyi yaşatmadığını düşünmez miydi? Düşünmezdi. Böyle büyük bir adamın kızı olmak yeterliydi onun için.
Şimdi sık sık , insanlık, hümanizm gibi sözcükler kullanıyordu. Kullanması gereken sözcüklerdi bunlar. Bu sözcüklerle ilgili, gerekli bilgileri de öğrenmişti. Ama sevmeyi daha küçük yaşlarda unutmuştu. Bu konuda hiçbir çalışkanlık göstermemişti. Hiçbir deneyi yoktu. Öyle güdük kalmış, öylesine kireçlenmişti ki sevme yönü, şimdi sevmeye başlaması demek, hayatı boyunca hiç jimnastik yapmamış birinin takla atmaya kalkışması gibi bir şey olurdu. Belkemiği kırılabilirdi insanın. İnsanlarla, çalışmasına engel oluyorlar diye, insanca bağlar kurmaya pek alışık olmadığından, şimdi insanlığın geleceği konusunda düşüncelerini ileri sürmek durumunda kaldığında, şu ya da bu kitapta okuduğu, şu ya da bu düşünürden sözcükler sıralıyordu. Sonra da, "bakınız, ibid..."lerle belgelediği görüşlerini genel, katı, değişmez yargılarla noktalayıp çıkıyordu işin içinden.
Sayfa 98 - Prof. Salih Bey Kurallara Uyuyor, İletişim Yayınları
Hava serin, erken kararıyor ortalık. Yürümek, dönüp bakmamak arkaya. Arkada ne var? Yan yana asılı duran resimlerin korkutucu düşlerle yüklü can sıkıcı renklerinden başka. Susmak, tanımak, sevmek. Üşüdü, geri döndü, paltosunu aldı vestiyerden.