"Her taraf kapkara bir havaya bürünmüş gibi geldi ona; bu hava belirsiz biçimde her şeyin üzerinde dalgalanıyor, keder de genç kadının ruhuna hafif çığlıklarla işliyordu. Kış rüzgârı da terk edilmiş şatoların içine böyle dalar. Bir daha geri gelmeyecek şeyler için kurulan düştür bu. Her oldu bittiden sonra içinizi kaplayan yorgunluktur, alışılmış bir gidişin birden durması, uzayan bir titreşimin ani kesilişi yüzünden duyulan kederdir."
“Atla suya” dedim, atladı. Yüzme bilmiyordu. Biz onu çıkarana dek neredeyse boğuluyordu. Onu çekip sudan çıkardım diye bana öyle minnet duydu ki, ”atla!” diyenin ben olduğumu hepten unutmuştu.
Bilmemenin mutluluğu, anlamadan kabul etmenin huzuru, düşünmeden hissedebilmenin doygunluğu. Bilmek her zaman güzel değildi. Çözmek aklı doyursa da ruha iyi gelmiyordu.