Mevlana, birey ve toplumda dinin gerçek etkisini sevme ve yargılamama olarak ortaya koyup, Anadolu insanına bir gönül hazinesi bırakmıştır. Bunun yanı sıra aynı ülkede, farklı etkenlerin altında kısıtlı dünyalarının içine kapanmış kalmış (büyük olasılıkla yetişkin çocuk olan) yobazlar, dini kişisel ve siyasal kudret kaynağı olarak kullanmış ve “suç”, “günah”, “korku” ve “ceza”yı dinin temel direği yapmışlardır.
Yetişkin çocuğun içinde, kendinin de bilmediği doldurulamayacak bir boşluk vardır. Bu boşluk kendini şöyle belirtir: Kişi mutsuzdur ve mutsuzluğunun kaynağını dışarıda bir “nesne”, “olay” ya da “kişi”de bulur. Örneğin mutsuz olan kişi, “bir arabam olsa,” (nesne) “Uludağ’da kayak yapabilsem,” (olay) ya da “Ayten beni sevse,” (kişi) “ne kadar mutlu olurum” diye düşünür. Ne var ki, olanaklar ve koşullar el verip arabayı alınca, Uludağ’da kayak yapınca ya da Ayten’le evlenince uzun süre mutlu kalamaz. Bu defa mutsuzluğunun nedeni olarak daha başka nesneler, olaylar ve kişiler bulur… Mutsuzluklarının gerçek nedenini hiçbir zaman anlayamadan, sürekli bir daldan diğerine atlayarak ömürlerini bitirirler.