Bir Sonbahar Hatırlatması…
Bilmelisin ki; bir gün sonbahar üzerine dökülecek. Yağmurlarla yıkanacaksın, sonra güneşten hiç kaçamayacaksın mesela… Sonra kar senin yorganın olacak bazı günlerde… Kıpırdayamayacaksın biliyorsun, hiç kaçamayacaksın. Acımayacak, üşümeyeceksin ama, bilmelisin ki hissedeceksin. Bilmelisin ki o hissin iyi ya da kötü olması, güzel ya da çirkin olması şu ana bağlı… Gittiğin yola bakmalısın ve saatlere bakmalısın. Bir de düşünmen gerek biraz; Sen Ne Yapıyorsun? Düşünmen gerek; sonbaharı ağırlamış bir ağacı seyredip, çokça düşünmen gerek… Gelecek yılı, ayı, günü düşünmeden kaygısızca yapraklarını tek tek uğurlayan ağaçlara bakıp bir karar vermen gerek: Sen niçin savaşıyorsun? Bir gün sonbahar seni ziyaret etmek için sana da uğradığında, ona en güzel renklerini hediye etmiş olacak mısın? Ya da uğurlayabilecek misin kaygısızca; sonunun mükemmel olduğunu bildiğin o bilinmez diyara..? Tam da şimdi; düşünmen gerek… Sukeyna
Keşke bazı insanlar ölünce toprak yerine kitap olsaydı. Özleyince sayfalarını koklayıp, cümlelerine sarılırdık. Sukeyna🍀
Edebiyat
Reklam
Sofia! Sana aşığım ben; Ne verebilirim sana ben kendimden Aynı SEN olan?..🔑
Lev Tolstoy
✓Kendisini çirkin bulması sebebiyle sevdiği kadın olan Sofia'ya uzun süre açılmamıştır. ✓Çiftin 13 tane çocukları olmuştur. ✓Gençliğinden itibaren kendisini çok çirkin bulan Tolstoy, sakallarını da bu sebeple uzatmış ve kesmemiştir. ✓Vejetaryendir. ✓Sık sık inanç karmaşası yaşayan Tolstoy, kilise otoritesini reddettiğine dair eserler yayımlamıştır ancak sanılanın aksine Müslüman olduğuna dair bir kanıt bulunmamaktadır. ✓Tolstoy tam bir teknoloji karşıtıydı. Hatta oğlunun anılarına göre Tolstoy, döneminin en önemli bilim adamları olan Darwin ve Mendeleyev'in çalışmalarını sürekli küçümsedi. ✓Bisiklete binmeyi 67 yaşında, buz patenini 70 yaşında öğrenmiştir. ✓Savaş ve Barış eserinin ilk versiyonunu tamamladıktan sonra eşi Sofia kitabın her versiyonunu elleriyle yazdı. ✓Bir araştırmaya göre Cengizhan soyundan gelmektedir. ✓Çocukluğundan beri ölümle yüzleşen Tolstoy ölüm korkusunu her zaman içinde taşımıştır. Bunu günlüklerinde açık olarak belirtmiştir. ✓Günlüğündeki her not üç esrarengiz harfle başlamaktadır "s,j,v (sijövi)" "eğer yaşarsam" "Varlığı bir şey kazandırmayan insanların yokluğu bir şey kaybettirmez." Lev Tolstoy
Merak Kardeşim Napim
Tolstoy senden beklemezdim..
Lev Tolstoy , 1910’da seksen iki yaşındayken, nerdeyse yarım yüzyıldır evli olduğu, ona bir düzine çocuk veren, evin her işiyle uğraşan, bütün yazdıklarını temize çeken karısı Sofia’dan resmen kaçtı. Kendisini zindanlara atan bir gardiyan olmakla suçladı onu. Bir yandan evrensel sevgiyi savunuyor, bir yandan da kadıncağızı köpekler gibi mutsuz ediyordu. Karısına bıraktığı veda mektubunda, kırk sekiz yıldır sadık ve dürüst bir eş olduğu için Sofia’ya teşekkür etti; ama son günlerini “yalnızlık ve sessizlik içinde” geçirmek istediğini bildirdi. Gece yarısı gizlice evden kaçarken, “özgür olmak ne güzelmiş!” dedi. Sofia üzüntüden, kendini küçük bir göle attı.
1000Kitap
28-1-9-11-29
Ben onursuz değilim. Tek acizliğim sen oldun hayatımda. Tamam zorla sevemezsin aşk zorla olmaz, ama kalbini ve ruhunu sevdim dedin. Yazık ki sen benim kimliğimi sevmişsin, uzaklarda yaşayıp sana gelen beni. Bir gün her şey değişecek hayatlarımız alt üst olacak, o zaman sen beni aramaya çıkacaksın berzah âleminde. Kavuşur mu ruhlarımız? Sen aynı sen olur musun ya ben? Keşke bu dünyada kavuşabilsek aşkım, zaman aşkımızı silmeden, ten tene deyerken, deyebilecekken, sarılmak eylemini gerçek kılarken, henüz kondurmadığım buselerimi konduracak yer ararken sevsek ya birbirimizi.. Ahh ya Sofia, keşke terk etmeseydin beni, ben sana gelsem, sen bana gelsen, sevsek birbirimizi, sevişsek doya doya. Yine de doyamadan uyusak ve uyansak. Gecede saklı kalsak ve tutsak olsak geceye ve birbirimize. Seni anmadığım ve düşünmediğim bir saniye bile yok inan sevdiğim. Şimdi ben ölürken bile... Ah ömrüm, benim diğer yarım, nefesim, en kıymetli hazinem, seni yerlerde bulup göklere koyamadığım birtanem. Sevgi başka nasıl anlatılır bir anlasan beni, ne kadar çok yakıştığımızı, hücrelerimizin birbirine ne kadar ihtiyacı olduğunu bir anlayabilsen. 15 Ağustos'u beklerken kaybettim ben seni? Gel yine de ne olursun gel! Yoksa ben Erzurum'a gelip bulacağım seni. Nefesinden öpüyorum güzel yârim... Benim tatlı Sofia'm...
Reklam
Reklam