(...) “Nazımdan nesire geçişe hizmet eden ilk nesil, yazıyı kutsal bir sır olmaktan çıkararak, ona "demokratik" ve "lâik" karakterini veren ilk devirde ortaya çıktı!” Bu devrin eski Yunanlılar’a âid bir devir olup olmadığını ve bu neslin eski Yunanlı bir nesil olup olmadığını bilmiyoruz. Lâkin mitos’tan logos’a geçen, “şiir”den “mantık”ı süzen eski Yunan medeniyetinin, kelâmı “kutsal kelâm” niteliğinden çıkarıcı ve “alelâde söz” derekesine indirici böyle bir inkılâba yakıştırılmasını gayet iyi anlıyoruz. İlk Yunan filozoflarının, eserlerini “cümle” usûlüyle değil, tıpkı destan şairleri gibi “mısrâ” usûlüyle kaleme aldıklarını görüyoruz; demek ki henüz felsefe, efsaneden büsbütün ayrılmamıştı. Oysa Yunan medeniyetinin ileri safhalarında, yukarıda tasvirine çalıştığımız “inkılâb”a bağlı olarak bu ayrılma kesinlikle sağlandı. Tarihçiler, mitos’u logos’tan bütünüyle koparan söz konusu inkılâbın sorumlusu olarak, öncelikle sofistleri ve onun ardından “tarih” ilminin kurucusu kabul edilen Herodot’u gösterirler. Şu hâlde kelâmı kutsal şiiriyetinden ayırıp, avamî ve bayağı kılanlar, bunlar olmuştur!
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), Eski Yunan Medeniyeti -II-, Nesir ve Mantık. (NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…)