Sofistler söz konusu Septisizmi üç ayrı şekilde ele almıştır: (i) İnsanların, algının zihnin dışındaki nesnelerini değil de sadece fenomenleri, zihinlerindeki ideleri bilebileceklerini, bu yüzden zihnin dışındaki herhangi bir şeyle ilgili olarak kesin bir önenne kurmanın pek bir anlamı olmadığını söyleyen fenomenalizm; (ii) Bilginin yegane kaynağının deneyim, özellikle duyu-deneyi olduğunu dile getiren ampirisizm; (iii) Hakikatin bağımsız bir varoluşu olmadığını, fakat bireye, kişinin kendisini içinde bulduğu bireysel duruma bağlı olduğunu öne süren rölativizm.
Sayfa 69 - Say Yayınları
Sofistler - Kritisizm
[...] Moral davranış için rasyonel ilkelerin kaçınılmazlığını gözler önüne sermişlerdir. Yine, geleneksel dini inançlara saldırırlarken, kendilerinden sonra gelecek olan filozoflara, daha sağlam ve tutarlı Tanrı anlayışlarına giden yolu göstermişlerdir.
Sayfa 68 - Say Yayınları
Reklam
Sofistler "Aydınlanma Çağı"nda eleştirel düşünceyi uyandırmış, bir anlamda felsefeye, dine, gelenek ve göreneklerle bunlara dayanan kurumlara meydan okumuş ve onların kendilerini akla dayalı olarak haklı kılıp temellendirmeleri için gerekli zemini hazırlamıştır. Gerek akla, gerekse algıya dayanan bilginin imkânsızlığını dile getirirken, bilgi için gerekli nesnelerin ve ölçülerin sağlanması zorunluluğuna işaret etmişlerdir.
Sayfa 68 - Say Yayınları
MİTOS'U LOGOS'TAN AYIRAN SOFİSTLER...
(...) “Nazımdan nesire geçişe hizmet eden ilk nesil, yazıyı kutsal bir sır olmaktan çıkararak, ona "demokratik" ve "lâik" karakterini veren ilk devirde ortaya çıktı!” Bu devrin eski Yunanlılar’a âid bir devir olup olmadığını ve bu neslin eski Yunanlı bir nesil olup olmadığını bilmiyoruz. Lâkin mitos’tan logos’a geçen, “şiir”den “mantık”ı süzen eski Yunan medeniyetinin, kelâmı “kutsal kelâm” niteliğinden çıkarıcı ve “alelâde söz” derekesine indirici böyle bir inkılâba yakıştırılmasını gayet iyi anlıyoruz. İlk Yunan filozoflarının, eserlerini “cümle” usûlüyle değil, tıpkı destan şairleri gibi “mısrâ” usûlüyle kaleme aldıklarını görüyoruz; demek ki henüz felsefe, efsaneden büsbütün ayrılmamıştı. Oysa Yunan medeniyetinin ileri safhalarında, yukarıda tasvirine çalıştığımız “inkılâb”a bağlı olarak bu ayrılma kesinlikle sağlandı. Tarihçiler, mitos’u logos’tan bütünüyle koparan söz konusu inkılâbın sorumlusu olarak, öncelikle sofistleri ve onun ardından “tarih” ilminin kurucusu kabul edilen Herodot’u gösterirler. Şu hâlde kelâmı kutsal şiiriyetinden ayırıp, avamî ve bayağı kılanlar, bunlar olmuştur!
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), Eski Yunan Medeniyeti -II-, Nesir ve Mantık. (NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…)
Akademya Yazıları
Sofistleri saymazsak, felsefenin en erken dönemlerinden bugünlere gelinceye dek felsefi uğraşa amacını, hedefini, hatta programını veren temel unsurun haikikat kavramı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Platon felsefesi bu anlamda özel bir dikkati hak eder.
Sofistler Hiç Bir Zaman Hakikati Öğretmezler ( Çıkarcıdırlar )
( SON ) Sofistlik İkiyüzlülük Sanatının Bir Parçası Olan Ve Karşısındakini Çelişkilere Sürükleyen Bir Sanattır. Fikirlerin Taklidini Konu Alır, Yanılsamalar Üreten Faaliyete Aittir Ve Görüntüler Üretme Sanatına Tabidir.
Reklam
Reklam