Sokrates felsefesi, Antik Yunan düşüncesinde epistemolojinin yönünü belirleyen temel kırılmalardan birini temsil eder. Onun bilgi anlayışı, yalnızca bilginin içeriğine değil, bilginin nasıl mümkün olduğuna ve bireysel bilinçle nasıl ilişkilendiğine odaklanır. Bu yönüyle Sokrates, felsefeyi nesnel açıklamalardan ziyade bilincin kendisini sorgulayan bir etkinliğe dönüştürmüştür.
Sokrates’e göre bilgi, dış dünyadan doğrudan edinilen bir veri yığını değildir. Aksine bilgi, bireyin kendi düşüncelerini sorgulaması yoluyla açığa çıkan bir farkındalık hâlidir. “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” ifadesi, epistemolojik açıdan bir cehalet kabulünden çok, eleştirel bilincin başlangıç noktasıdır. Bu yaklaşım, dogmatik bilgi anlayışını reddeder ve bilginin kesinlikten ziyade sürekli sorgulanabilirlik üzerine kurulu olduğunu ortaya koyar.
Sokrates’in kullandığı diyalektik yöntem, epistemolojik açıdan son derece belirleyicidir. Bu yöntem, bilginin öğretilebilir hazır bir içerik olmadığını, bireyin kendi aklıyla keşfetmesi gereken bir süreç olduğunu varsayar. Soru-cevap yoluyla ilerleyen bu süreçte, muhatabın çelişkileri görünür hâle gelir ve sahte bilgi yerini bilinçli cehalete bırakır. Bu noktada bilinç, bilmeye sahip olmakla değil, bilmenin sınırlarını fark etmekle tanımlanır.
Sokrates’in bilgi anlayışı, sofistlerin göreli epistemolojisine karşı geliştirilmiş bir eleştiri niteliği taşır. Sofistler için bilgi, ikna gücü ve faydayla ilişkilendirilirken, Sokrates bilgiye ahlaki bir zorunluluk atfeder. Ona göre doğru bilgi, doğru eylemi zorunlu kılar; dolayısıyla epistemoloji ile etik arasında kopmaz bir bağ vardır. Bilgi yalnızca zihinsel bir etkinlik değil, aynı zamanda bilinçli bir yaşam pratiğidir.
Bu bağlamda Sokrates’te bilinç, pasif bir algılama durumu değil, etkin