Davet
şunları bir araya toplayayım. Bir güzel muhabbet edelim" diye düşündüm.Mutfak işinden de anlarım. Donattım sofrayı. Bayağı uğraştım. Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim. Bayağı da para gitti.Birinin yediğini öbürü yemez. Ötekinin içtiğini beriki içmez. Dört kişilik sofra kurdum. Mumları da yaktım. Bak hepsi, Erick Satie severdi. Hatırladım. Müziği de ayarladım. Geldiler. 20 yaşında ben, 35 yaşımda ben, 40 yaşımda ben ve bugünkü ben dördümüz.Birden yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum. Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim. Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu. Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi. Yatıştırayım dedim. "Sen karışma moruk" dediler. Büyük hır çıktı. Komşular alttan üstten duvarlara vurdular. Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.Evin de içine ettiler.Bende kabahat. Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine...
Şiir
Bir akşam kötüydüm..
Bir akşam kötüydüm yardım istesem iyi olurdu Kimseyi aramadım Bir gece korkuyorum yazacaktım birine yazdım ama yollamadım Bir gün doldum taştım söyleceklerim birikti sonra kimseye anlatmadım Bir gün sofra kurmak istedim ve kurdum kimseyi çağırmadım Bir gün yola çıkcakken yol arkadaşım olacakken kimseyi çağırmadım Sonra Aramak Yazmak Anlatmak Buluşmak Çağırmak azaldı hayatımda Azaldıkça yavaş yavaş alıştım Ve insan alışıyor alışılan yanlızlık sessizleşiyor Kimse ses etmiyor kimse fark etmiyor sende onu yaşıyosun
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kendine gel! Seni orada bekliyorum...
Hangi ciddiyet karşı koyabilir ki Rüzgarlara yön veren gülüşüne Girersen yüreğime kapıyı açık koyma Yaşamaktan soğudum çok üşüyorum Gözlerinle ört üzerimi Milli gelirden payıma çöller düştü Gel sevgilim; Aşk toplayalım ecel gelmeden Gül koklayalım mevsimi geçmeden Biraz fazla sevdim farkındayım Bu yüzden hasarlıdır kalbim Korkarak yokladım ellerini Şüpheye düştüm dolu mu diye Hurafeler çıkıyor önüme Yanlış anlaşıldı vahiyler Bu Sevda biraz kefen beyazı Biraz da bahtımın karası Dilimden anlamasa da kabirler Seni sormak için utanmıyorum ölülerden Bir şadırvanın başında Oturmuş sana şiirler yazıyorum İçinde ahiret İçinde ihtiras İçinde yasaklar Sana sığınıyorum kendimden kaçarken Ekmeğin fiyatını bile unuttum Yokluğunun acısını katıyorum çayıma Bağrımı açmışım cellatlara Ebabiller uçarken başımın üstünde Aklımı rehin veriyorum göklere
Kadın Erkek İlişkileri
Sivasta güzel bir sofra kuralım Unutmak vefasız kula haizdir, Arada bir selâm yollamak lazım. Güzele bakması deme caizdir, Gözünü haramdan kollamak lazım. Nûriye Hsbk Akyl Annem bir sivas khatunu hanımı idi Sivasın meşhurdur muhsinleri denizleri Madımakta yaktık o güzel şairleri Haramda koruyamadık nefisleri Ağaçlar ölürken ağlar kalemler yanarken Madımak yangını silinirmi zihinlerden Cenabı Hak razı alevi dedelerimizden Rabbimiz eksiltme nefes ve deyişlerden Tadılması gereken çok lezzet var sivasta Selam olsun güzel niyetli şiir yazanlara Annem derdiki haram ile sofra kurulsa Vefasız kulun sofrasında lezzet arama Sivas insanının gönlü zengindir Sivasa gelene madımak aşı ikram edilir Madımak diyince akla yanan şairler gelir Çılbır ve divriği kebabı çok severek yenilir Nurfani bacı derki selam yollamak lâzım
Şiir
"İNCİ" Büyük yüzleşme...
43. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Geceyi Zeynep teyzelerin evinde geçirdim. Beni darmadağın bir halde bırakmaya gönülleri el vermemişti; kapılarını da yüreklerini de sonuna kadar açtılar. Geç saatlere kadar Aslı’yla fısıltılarla dolu, bitmek bilmeyen bir sohbetin içinde kaybolduk. Kafam o kadar karışıktı ki, sanki zihnimin içinde dev dalgalar kıyıya vuruyor, her vuruşta ruhumdan bir parçayı söküp götürüyordu. Yorgun bedenim yatağa gömülse de uyku, bir türlü uğramadı semtime. Gözümü kapattığımda bile düşüncelerim peşimi bırakmıyordu. Kaç kez daldım, kaç kez sıçrayarak uyandım bilmiyorum; bildiğim tek şey, beynimin durmak bilmeyen şekilde sabaha kadar çalıştığıydı. Güneşin ilk soluk ışıkları odaya sızdığında, Aslı’yla aynı anda araladık gözlerimizi. Mutfaktan gelen o eşsiz kızarmış ekmek ve taze demlenmiş çay kokusu, evin koridorlarına yayılmıştı. Zeynep teyze, mükemmel bir sofra hazırlamış bizi bekliyordu. Ancak neşeli sabah rutinine katılmak, tabağa uzanmak bana dünyanın en ağır işi gibi geliyordu. İştahım çoktan firar etmişti. Sessizce oturup, onları dinledim. “Aslı kızım, Hadice ablan bohçaları hazırlamış, kahvaltıdan sonra gidip bakacağım. Umarım tam istediğim gibi yapmıştır.” “Ay annecim, yorma kendini artık. Bohça olayı eskide kaldı, boşuna stres yapıyorsun.” Zeynep teyze kaşlarını hafifçe kaldırıp, elindeki çay kaşığını tabağın kenarına bıraktı. “Ben zamanında bu gözlerimi boşuna mı döktüm o ilmeklere? Boşuna yorma da ne demekmiş...” “Öyle demek istemedim anne, sadece stres yapmana gerek yok. Yoksa ellerine, kollarına, gözlerine sağlık. Ben seve seve kullanırım, içine sinmezse de üzülme...” “Hah böyle de işte, sen merak etme. Ben halimden memnunun...” Onların bu tatlı atışması, içimde bir yerleri sızlattı. Bir anne, kızı için yıllarca ilmek ilmek
1000Kitap
15 Mayıs 1919 gecesini yani İstanbul’daki son gecesini Şişli’deki evinde annesi ve kız kardeşi ile geçirmiştir. HAKKINI HELAL ET ANNE! Yıl 1919 Mayıs´ın 15 inci günü öğleden sonra, Mustafa Kemal Paşa Şişli´deki evinde ziyaretine gelen arkadaşlarını uğurlarken onlara şöyle diyordu.: “Bu geceyi annem ve kız kardeşimle geçireceğim. Size veda ziyaretine gelemeyeceğim için kusura bakmayın. Şimdi sizlere veda etmiş olayım.” Mustafa Kemal Paşa konuklarını uğurladıktan sonra evin üçüncü katına çıkarak kız kardeşi Makbule Hanım’a şöyle dedi. “Makbule bu akşam eve kimse gelmeyecek. Ben, annemin odasında yemek yemek istiyorum. Onun karyolasının karşısında bana bir yer sofrası hazırlattır. Yarın Anadolu´ya gideceğim. Hayat bu; belki ölürüm. Gelemem. Sizlere söyleyeceklerim var.” Sofra hazırdı. Mustafa Kemal Paşa annesinin odasına girince elini öptü. Anne ve kız kardeşinin hatırlarını sordu. Yer sofrasında annesinin yattığı yatağın karşısına gelen yerdeki minderlere bağdaş kurarak oturdu. Mustafa Kemal Paşa’nın yemeğe iştahsız olduğu anlaşılıyordu. Zorla çiğnediği lokmaların arkasını keserek elindeki çatalı bıraktı. Çok heyecanlı olarak söze başladı. “Anne, ben yarın Anadolu’ya gidiyorum. Buralarda neler olacağı belli değil. Selanik nasıl elden gittiyse buralarda öyle olabilir. Ben kurtarmaya çalışacağım. Ne elimden gelirse onu yapacağım. Fakat bu işte tehlike çoktur. Bu işi başarabilmem için, iç dirliği ile çalışmam gerek, beni kaygı ve tasada bırakmayın. Giderken gözüm arkada kalmasın. Yurt için çalışırken sizden yana bir üzüntüye düşmek istemem. Hesapta ölmek, gidip gelmemek vardır. BANA HAKKINI HELAL ET … Sen de bunları iyi dinle Makbuş, işler fenaya dönerse sakın buradan ayrılmayın. Bütün paranızı sarfediniz. Bir kerre daha söylüyorum . Ne olursa olsun yola