İLİM EHLİNE NASİHATLER
Sünen-i Dârimî’de geçtiği üzere fakîhlerden bir zât, ilim ehli kimselere şu nasihatlerde bulunmuştur: “Ey ilim sahibi! İlminle amel et, malının fazlasından Allâh yolunda harca. Faydasız söz söyleme. Ancak Rabb’in katında sana fayda verecek sözü konuş! Tahsil edip kendisi ile amel etmediğin ilim, (kıyamet günü) aleyhine delildir. Zira öğrendiğin ilimler sebebiyle, Rabb’inin huzuruna çıktığında kusurların için mazeretin olmayacaktır. Ey ilim sahibi! İnsanlara yapmalarını tavsiye ettiğin ibadetleri, kendin de yapmalısın. İnsanları menettiğin masiyetleri (günahları), sen de terk etmelisin. Ey ilim sahibi! Hakîkî âlimlere hürmet göster, sözlerini dinle, onlarla münakaşaya kalkışma! Câhil kimselere de hak ettiklerinden fazla değer verme! Ancak onları yanından da uzaklaştırma, yanına geldiklerinde ilminden onlara öğret. Tam olarak anlamadığın bir sözü, bir mecliste söyleme. Bir kimsenin sana söylediği sözü de tam anlamadan ona cevap vermeye kalkışma. İşlemiş olduğun kusurlara, günahlara karşı Cenâb-ı Hakk’ın hemen ceza vermemesi, seni aldatmasın. Geçici dünya menfaatlerine aldanıp da insanların heveslerine uyma. Ey ilim sahibi! Gündüz ancak güneşin ışığı ile kâmil oluyorsa, hikmet de ancak Allâhü Teâlâ’ya itaat ile kâmil olur. Ekin ancak su ve toprak ile neşv ü nemâ buluyor, faydalı hâle geliyorsa, iman da ancak sahih ilim ve ihlâslı amel ile kemale erer. Her sefere çıkan, yanına elbette azık alır ve ihtiyacı hâlinde, ne hazırladı ise ondan istifade eder. Bunun gibi, her amel işleyen de âhirette sâlih amellere muhtaç olduğunda, dünyada ne işledi ise o ameli hazır bulur. Senin taş ve demir taşıman, sözünü kabul etmeyecek kimselere konuşmandan elbette daha kolaydır. Sözünü kabul etmeyecek kimselere konuşan kimsenin hâli, ölülere hitap eden yahut kabir ehli için sofra
Din İslam
Kahvaltı sadece sofra değil… güne açılan küçük bir sevinçtir. Bir lokmada saklı huzur, gülüşe dönüşen ilk ışıktır.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kapının Ardındaki
Babamın suskunluğundan kapının çalınacağını anladım. Zaten çok konuşan illa ki söyleyecekleri olan bir adam değildi. Bu zamana kadar onunla bir odada, bu kadar uzun süre yalnız kalmamıştım. Belki de bilinçli olarak tercih etmemiştim. Her zaman mutfakta toplanacak bir sofra, bahçede yolunacak yabanî otlar vardı. Onlar yoksa bile soba külünün dökülmesi, odunların kırılıp taşınması, evin derlenip toparlanması günlük hayatımın tamamını dolduruyordu, neyse ki. Ama bazen işler biter. Yapacak, oyalanacak ya da kaçacak bir şey bulamazdım. Öyle zamanlarda sobanın yandığı tek yer olan oturma odasında birlikte otururduk. Televizyonun karşısındaki divan ona aitti. Sırtına bir minder koyup duvara yaslanır, ayaklarını sobaya doğru uzatırdı. Elinde tuttuğu otuz üçlük tespihi bir oyana bir bu yana çevirir, çayı bitince de imamesiyle bardağının kenarına çın çın vururdu. Çay doldurma görevi benden üç yaş küçük bacımın işi olduğu için ben bu zamanları tekli koltukta kafamı geriye atıp uyuma numarası yaparak geçirirdim. Bazı yalancıktan uyuyormuş gibi yapsam da, odanın sıcaklığı, yanan odunların çıtırtısı, haber kanalında konuşan spiker kadının monoton sesinin üstüne, değersizleşmiş yorgunluğum da eklenince yalan gerçek olur. Oturduğum yerde uyuyakalırdım. Kapıdaki ısrarla zile basıyordu. O kuş cıvıltısı odadaki boğucu sessizliği bıçak gibi yarıyordu. Fakat babamın dudaklarındaki, gözlerindeki dilsizliğe çare olmuyordu. Kapıya doğru bir hamle yapmak istedimse de eliyle dur işareti yaparak bana engel oldu. Durdum. Korkuyla beraber saygı duyuyordum ne de olsa babamdı. Onunla yok yere inatlaşmaktan kaçınırdım. Eskiden böyle bir adam değildi, yani annem gitmeden önce. Kahkahalarla gülen biri hiç olmadı ama konuştuğu, güldüğü bazı bazı keyiflenip türküler söylediği olurdu. Ne zaman ki
1000Kitap
Nebevi Sofra Adabı
Bazıları dedi ki: Mukavkıs hediyelerle beraber bir de doktor gönderdi. Fakat Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem doktora şöyle buyurdu:“Sen ailene dön, biz acıkmadıkça yemeyen bir milletiz, yediğimizde de tam doymayız.” Bböyle yediğimiz için hastalanmayız doktora ihtiyaç yok diye anlayabiliriz. Bu hadis-i şerifi görünce neden acıkmadan yiyoruz diye düşündüm ve bazı sebepleri şunlar olabilir: 1. Aile yemek saati olduğu için mesela kahvaltı yahut akşam yemeği hazır ama aç olmadığın halde yiyorsun alışkanlıktan 2. Vakit geçsin diye bir nevi boşluktan. (Öyleyse çaresi daha çok meşguliyet lazım.) 3. Ortam etkisi:Aklında yok ama ortamda var ve yiyorsun gayri ihtiyari. Burda da hayır demeyi bilmek lazım. 4 Üzgün stresli veya sıkkın olduğun için. 5. İştahın yok ama yemen gerektiği için yiyorsun. Sonra acıkırım veya dışarda yiyecek birşey bulamam diye yemek.. Bu yanlış çünkü bedenin hayır diyorsa bunu dinlemek lazım. 6. Merak sebebiyle ve keyif/ mutluluk için. Mesela videosunu izledin veya reklamını gördün canın çekti. Son olarak yemeğe düşkün insanlarla bir orada olmak da bir sebep. Sena Işık
İnsan ve Hayat
Davet
her dem, kapımıza değil, kalbimize vuran, buyursun, bu sofra halil ibrahim sofrasıdır, bi-çareleri doyursun.  sen yemen de de, mısır da da olsan, dizim dibindeki dostumsun. ey dost bir ben sana sunayım aşk dolu şerbeti, bir de sen, sun... KK
Herkese sofra hazırlayan insanlar, kendilerine biraz zor sofra kurarlar