Hayatlarımızın katmanları öylesine üst üste yığılmış ki,sonradan yaşadıklarımızda eskilerle karşılaşıyoruz durmadan:halleşip bir kenara bıraktığımız yaşantılar olarak değil,güncel ve canlı deneyimler olarak.
Ölümde hayatı arıyorum,
hastalıkta sağlığı,
hapiste özgürlüğü,
kapalı yerde çıkışı
ve hainde sadakatı.
Ama anlaşmış tanrıyla kaderim,
zaten ondan asla iyilik beklemedim,
imkânsızı istiyorum diye
imkânı olanı bile vermeyecek bana.
Sevgi fiziksel bir varlık olarak, sevilen kişiden çok daha öteye gidiyordu.En derin anlamını tinsel varlıkta,iç benlikte buluyordu. Onun gerçekten var olup olmadığı, yaşayıp yaşamadığı önemini bir ölçüde yitiriyordu.
Bize en yakın olan varlıkları en geç anlarız,yaşama sanatını öğrenmemiz için ölmemiz gerekir ve en önemlisi, bu geç kazandığımız bilgeliğimizden en çok yararlanabilecekler çoktan ölmüştür.