Mümkün dünyaların en iyisi ve de en kötüsü.
9/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 46. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 13:06
1759 yılında yayımlanan Candide, edebiyat tarihinin en zeki ve en sivri dilli metinlerinden biri olmuştur. Gottfried Leibniz'in "mümkün dünyaların en iyisi" felsefesini hedefe koyan bu felsefi roman, dışarıdan baktığımızda naif bir gencin maceralarını anlatsa da aslında dönemin dogmalarına, körü körüne inançlarına ve anlamsız savaşlarına açılmış bir isyan bayrağıdır. Bu yüzden de eser defalarca sansüre uğramış ve Voltaire ölüm tehditleri almıştır. Nasıl ki günümüzde medya güçlülerin elindeyse o dönemde de gazeteler ve dergiler kilise ve monarşinin onayından geçmek zorundaydı. Kalkıp da din eleştirisi ya da kralı eleştirmek kimin haddineydi ki! Neyse ki günümüzde böyle şeyler yaşanmıyor. Kitabın özellikle kara mizah kısmını çok beğendim. Öyle ki Voltaire'in Pangloss karakteri üzerinden yaptığı felsefi hiciv tek kelimeyle kusursuz. Karakterlerin başına depremler, savaşlar, hastalıklar ve engizisyon işkenceleri gelirken Pangloss'un hâlâ "her şeyin en iyi amaç için gerçekleştiğini" savunması, toksik ve pasif bir iyimserliğin ne kadar tehlikeli olabileceğini harika bir şekilde gösteriyor. Bir diğer değinmek istediğim hususta şu; 18. yüzyılda yazılmış felsefi bir metin olmasına rağmen inanılmaz bir akıcılığa sahip. Almanya'dan Lizbon'a (özellikle 1755 Lizbon Depremi'nin kitaba entegre edilişi çok çarpıcıydı), Güney Amerika'daki ütopik El Dorado'dan İstanbul'a kadar uzanan macera, aksiyon filmi hızında ilerliyor gibiydi. Voltaire araya asla sırıtmayan çok güzel felsefi göndermeler de bulunmaktan da çekinmiyor. Bunların haricinde beğenmediğim kısımlara da değineyim biraz. İlk olarak gözüme batan kısım karakterlerin tek boyutlu olması oldu. Karakterlerin kanlı canlı insanlardan ziyade, Voltaire'in fikirlerini çarpıştırdığı piyonlar gibi hissettiriyor. Örneğin Cunégonde, hikâye boyunca
Candide ya da İyimserlikVoltaire · İş Bankası Kültür Yayınları · 20257,1bin okunma
Ben kötü bir insan değilim.Ya da belki de öyleyim.Siz karar verin
10/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 08:17
​ ​"Sudaki İzler", alışılmışın dışında bir başlangıç yapıyor ve daha ilk sayfadan beni hikâyenin içine çekmeyi başarıyor. Psikolojik gerilim türüne farklı ve taze bir bakış açısı sunan kitap, daha açılışta okuru meraklandıran şu soruyla karşılıyor: ​"Bir cesedi gömmek gerçekten ne kadar sürer?" ​Bu etkileyici başlangıcın ardından kurgu ve karakter gelişimi bir süre yavaşlıyor. Ancak orta bölümlere gelindiğinde tempo yeniden yükseliyor ve hikâye çok daha sürükleyici bir hâl alıyor. ​Romandaki karakterler bana göre ilk baştan beri tekinsiz ve güvenilmez geldi. Bunun bir sebebi de hikâyenin tek bir bakış açısı ile anlatılıyor olması. Bu durumla paralel olarak, roman boyunca etik değerler, vicdan ve insan doğası sorgulanıyor. Suç işlemenin sanıldığından çok daha yorucu ve ağır sonuçları olduğu gösterilirken, bir insanı gerçekten tanıdığımızı düşünmenin ne kadar yanıltıcı olabileceği de etkileyici şekilde işleniyor. ​Genel olarak sürükleyici, düşündüren ve tatmin edici bir psikolojik gerilim romanı. Yalnız; çok sert, kan donduran veya aşırı korkutucu bir gerilim bekleyenler için doğru tercih olmayabilir. Buna rağmen merak unsurunu son sayfaya kadar canlı tutmayı başarıyor. Sudaki İzler Catherine Steadman
Sudaki İzlerCatherine Steadman · Nemesis Kitap Yayınları · 201974 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
7/10
·320 syf.··
2026 51. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 21:03
Bu türü sevme sebebim tamamen Alice Feeney olabilir; son ana dek olayların nereye evrileceğini asla bilemiyorum & sayfalar birbirini kovalıyor. Gerçi bu kitabın ritmi diğer okuduklarıma göre yavaş kalıyordu ama oldukça güzel bir kurguydu yine, ters köşesi vardı. Eden, evden koşu için çıkıp geri döndüğünde anahtarı kapıya uymamıştır & kapıyı kendisine benzeyen biri açmıştır, birkaç saat önce yanından ayrıldığı eşi ise onu tanımamaktadır. Bir kadın evini, eşini, kısaca hayatını geri alabilmek için neler yapabilir sorusunun cevabını kitap boyunca okuyor & iç içe geçmiş olaylar arasındaki bağlantıyı çözmek için kafa yoruyorsunuz. Kısacası güzeldi, tavsiyedir -.-
Kocamın KarısıAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 2026151 okunma
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 79. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 21:01
"Normalliğin Deliliği" eserinde Arno Gruen'in insan doğasına, toplumsal yapılara ve modern uygarlığın görünmeyen yaralarına da cesur bir eleştiri yönelttiğini düşündüm. Yazar, toplumun "normal" kabul ettiği davranış kalıplarının, bireyin kendi öz benliğinden uzaklaşmasının ve duygusal yabancılaşmasının bir sonucu olduğunu psikanalitik, felsefi ve sosyolojik bir bakış açısıyla temellendiriyor. Gruen'e göre çocukluk döneminde sevgi, kabul görme ve aidiyet ihtiyacının koşullu hâle gelmesi, bireyi kendi duygularını bastırmaya ve başkalarının beklentilerine göre şekillenmeye zorlar. Bu süreç yetişkinlikte empati yoksunluğu, otoriteye körü körüne bağlılık, şiddet eğilimi ve yıkıcılık gibi sonuçlar doğurur. Kitap, bireysel psikolojiyi toplumsal düzenle ilişkilendirerek savaşların, baskıcı yönetimlerin ve kitlesel şiddetin kökenini yalnızca siyasal nedenlerde değil, çocuklukta örselenmiş benliklerde aramasıyla dikkat çekiyor. Arno Gruen'in dili akademik olmasına rağmen örneklerle desteklendiği için düşünsel yoğunluğu okuru yormaktan çok sorgulamaya sevk ediyor; Freud, Alice Miller ve Erich Fromm'un düşünce çizgisiyle kesişen ancak kendine özgü tezler geliştiren yaklaşımı, eseri sıradan bir psikoloji kitabının ötesine taşıyor. "Normalliğin Deliliği", "normal" kavramının toplumsal bir uzlaşıdan mı, yoksa bastırılmış travmaların kolektif bir yansımasından mı oluştuğunu cesaretle tartışmaya açan, insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlayan, psikoloji, felsefe ve sosyoloji disiplinlerini başarıyla buluşturan son derece sarsıcı ve entelektüel açıdan doyurucu bir eser niteliğinde.
1000Kitap
Normalliğin DeliliğiArno Gruen · Çitlembik Yayınevi · 2020412 okunma
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
Selam haydi gelin hep birlikte bir maceraya doğru yol alalım. Doruk, Sena, Ayaz, Aylin Teyze ve Lumo :) Aylin Teyze meraklı mı meraklı bir Makine Mühendisiydi. İcat yapmayı sever vekahvaltı sofralarına hep yeni icatlarını getirirdi. Bu sefer de tost makinesi ile gelmişti. Ve Sena dahil diğer mücitleri de o sabah davet etmişti. Ve tost makinesinden çıkan dumanla birlikte de zamanda yolculuk başlayacaktı. Yerebatan Sarnıcı, Ayasofya, Topkapı Sarayı, Galata ve Kız kulesinde zamanın silinmesine izin vermeyip başarılarını elde ettiler. Biz varken siz ne yapmaya çalışıyorsunuz dediler :) Görevleri bittiğinde ise yine Ayaz yüzümü güldürdü. İstanbul’un beş hazinesinin taş ve tuğla olmadığını, geçmişten gelen bir ses ve tarihin tam merkezi olduğunu, onlara sahip çıkmak yarınlarımızı güvenle inşa etmenin önemini yazarımız son bölümde bizlere açıklamış. tarih sadece yapılardan, mekanlardan ibaret değildir. İnsanların hikayelerini de içinde taşır. unutmamak, zamanı yeniden yaşatmaktır. geçmişi unutmayanlar, geleceği aydınlatır. karanlık korkuyla beslenir! Cesur düşünün! çocukların severek okuyacağı bu eseri biz de severek okuduk. @funda.yalcinkayaa @birokuryazargezer #sedosokudu #instagram #bookstagram #keșfet
Zaman Dedektifleri / Sarnıcın SırrıFunda Yalçınkaya · Gülbey Yayınları · 20268 okunma
10/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 12:32
Etrüks adını ilk duyduğumda Türk kelimesiyle olan benzerliği dikkatimi çekmişti. Daha sonra Etrüks alfabesini gördüğümde de Göktürk alfabesi ile olan benzerliği beni şaşırtmıştı. Türklerle bir akrabalıkları olabileceğini düşünmüş ancak çok da üzerine durmamıştım. Etrüksler bugünkü İtalya topraklarına tarih öncesi zamanlarda yerleşen, oranın yerleşik ilkel insanlarına tarım, kültür, sanat, ticaret ve benzeri medeniyet unsurlarını öğreten, İtalyanların ataları sayılan uygar bir halk. Yazarımız, Turanlılar ile Sakaların (İskit) Orta Asya’dan bugün İtalya denilen topraklara farklı zamanlarda giderek orada karışıp kaynaştıklarını ve Tursakalar’ı (Etrüksler’i) meydana getirdiklerini, Etrükslerin Türklerin ön ataları olduğunu, Etrüksler ile eski Orta Asya Türklerinin dil, gelenek görenek, din, yaşam tarzı ve benzeri birçok konuda benzerlik taşıdığını çeşitli kanıtlarla desteklemektedir. Beni en çok şaşırtan şey ise Etrüksçe ve Göktürkçe’de B, D, G gibi harflerin olmaması oldu. Türkiye Türkçesinde biz “dil” derken Orta Asya Türkleri “til” demekte, biz “gök” derken Orta Asya Türkleri “kök” demekte, biz “pak” değil “bak” diyoruz. Türkiye Türkçesinde bu harfler yumuşamış ancak birçok öz Türkçe kelime Anadolu’da bugün hâlâ Orta Asya Türklerinin söyleyiş tarzında söylenmeye/konuşulmaya devam etmektedir. Tüm binlerce yıllık göçebeliğimize, çeşitli kültürlerle karışmamıza, son binyılda maruz kaldığımız Arap emperyalizmine rağmen dilimizi ve kültürümüzü bu denli korumayı başarabilmemiz bana çok büyüleyici geliyor. Bugüne kadar okuduğum kitaplar arasında beni çok etkileyenlerden biri oldu.
Etrüskler (Tursakalar) Türk idilerAdile Ayda · Boyut Yayıncılık · 20208 okunma