Sen aşkı çicek böcek güneş bulut sanmışın beni karanlıklara bırakmanı istemezdim ben hiç haketmedim ki böyle unutuluşu ama bu aşka son saygı duruşu
Tasarım hatası..
“Kötü tasarıma benim favori örneğim gidip dönen gırtlak (laringeal) siniridir. Boğazda larinks adı verilen bir ses kutusu bulunur. Beyinden gelen ve gırtlak (laringeal) sinirleri denilen iki sinirle idare edilir. Bunlardan biri olan süperior laringeal mantıklı bir şekilde beyinden ses kutusuna doğrudan kablolanmıştır. Diğeri, yani gidip dönen laringeal delicedir. Beyinden boğaza gider, ses kutusunun yanından geçer (ki yolculuğunu tamamlaması gerektiği düşünülen yer burasıdır) ve göğüs kafesinin derinliklerine kadar iner. Orada kalbe bağlı ana arterlerden birinin etrafından dolaşır ve hızla boyna geri döner ve sonunda ses kutusunda sonlanır. Ama zaten yanından geçmiş olduğu bu kutuya çok önce girmiş olabilirdi. Zürafada bu oldukça dolambaçlı ve maceralı bir yolculuk demektir. Bir hayvanat bahçesinde talihsiz bir şekilde ölmüş bir zürafanın kesilip açıldığı bir televizyon programına konuk olarak katıldığımda çarpıcı biçimde bunu görmüştüm. Bir kez daha, bu bariz bir şekilde kötü tasarımdır fakat geçmişe bakarsanız son derece anlamlı gelir. Atalarımız balıktı. Balıkların boynu olmaz. Gidip dönen laringeal sinirinin balıklardaki eşdeğeri aslında gidip dönmüyordur. Solungaçlanın birine bağlıdır. Beyinden o solungaca giden en kestirme yol, balıklarda bizdeki o artere eşdeğer olan arterin arkasındadır. Kesinlikle dolambaçlı bir yol değildir. Tarihin ilerleyen kısımlarında, boyun uzamaya başladığında, bu sinir ufak bir dolambaç haline gelen yoldan geçmek zorunda kaldı. Nesiller ilerledikçe boyun gittikçe uzadı. Ve bu dolambaç da uzadıkça uzadı. Zürafaların atalarında bu dolambaç saçma derecede uzun hale geldiğinde bile, evrimsel değişimlerin işleme yolu yüzünden (bu yolu bir sonraki bölümde göreceğiz), rotasını değiştirip arterin üzerinden atlamak yerine, uzamaya devam etti.
1000Kitap
Reklam
Su sıcaklığı, tuzluluk ve okyanus akıntıları gibi veriler ilk bakışta sıradan bilimsel parametreler gibi durabilir. Ancak bu veriler, özellikle denizaltı harp teknolojisi (Anti-Submarine Warfare - ASW) için hayati önem taşır. Sonar Dalgalarının Kırılması: Ses dalgalarının su altındaki yayılım hızı ve yönü; suyun sıcaklığına, basıncına ve tuzluluk oranına bağlı olarak dramatik bir şekilde değişir. Bir ülkenin karasularındaki bu dinamikleri (termoklin tabakalarını) tam olarak bilmek, o sulara sızacak düşman denizaltılarının sonar radarlarına yakalanmadan nasıl hareket edebileceğini hesaplamak ya da tam tersi, yaklaşan bir tehdidi tespit edebilmek anlamına gelir. Çin'in bu konudaki hassasiyeti, Güney Çin Denizi ve Tayvan Boğazı gibi jeopolitik fay hatlarındaki askeri üstünlük arayışıyla doğrudan ilgilidir. Soğuk Savaş döneminden beri ABD (Navy Marine Mammal Program) ve Rusya'nın yunusları, fokları ve hatta balinaları (2019'da Norveç açıklarında bulunan meşhur casus balina Hvaldimir gibi) mayın tespiti, liman koruma ve su altı sabote edici unsurları izleme amacıyla eğittiği öteden beri biliniyor. Siborg Hayvanlar: Canlı kaplumbağa veya balıkların üzerine yerleştirilen, dışarıdan fark edilmesi son derece güç, enerji ihtiyacını canlının hareketinden veya minik pillerden alan mikro sensörler. Biyotaklit Robotlar: Doğrudan bir balık veya deniz canlısı gibi yüzen, sonar radarlarında biyolojik bir varlık gibi görünen ve ayırt edilmesi neredeyse imkansız olan insansız su altı araçları (UUV). Çin'in WeChat üzerinden yaptığı duyuru ve yerel balıkçılara vaat ettiği yüksek meblağlı ödüller (500 bin yuan'a kadar), Pekin'in "Halk Savaşı" (People's War) doktrininin siber ve denizel alana uyarlanmış bir versiyonudur. Devlet, profesyonel istihbarat ağlarının yetersiz kalabileceği
İstihbarat
Esenboğa Havalimanı’nda sakin başlayan bir gün. Dört hava trafik kontrolörü.Ve dakikalarla ölçülen yüzlerce hayat. Tunç, Rana, Emre ve Selim; her kararın geri dönülmez olduğu bir oyunun içine çekilir. Birileri onları izlemektedir.Birileri hatalarını beklemektedir. Radar ekranlarında yalnızca uçaklar değil, sırlar da belirir. Sessizlik ölümcül bir tehdide evrilir. Zaman, en acımasız düşman olur. Ve kule, o vardiyada akıl almaz bir gizem kaynağına dönüşür. Kontrol Kulesi: Son Talimat, yüksek tempolu kurgusu ve güçlü karakterleriyle, okuru ilk sayfadan son ana kadar nefessiz bırakan bir gerilim romanı.
Alıntı
Uzaktan bakınca çöp, ama parça parça anılardan geriye kalanlar, Yeni hayatımızın ilk günleri yada eski hayatın son günleri, Fakat biliyorum ki yükleri durum ne olursa olsun geride bırakmak en sağlıklısı, Benim için hayatımın sezon finali, Yeni sezon yakında…
Velvele çok, icraat yok !
Bugünkü mevzumuz, hayatta "bir şey" olamamanın sancısı ile arz-ı endam edenlerin velvelesi... Bunlar her devirde insanın içini şişiren, enerjisini sömüren öylesi bir güruh... "Lafa gelince mangalda kül bırakmayan, işe gelince ortalıkta gözükmeyenler" kulübü. Hayatı sadece bir "tribün seyircisi" gibi yaşayıp, sahadakilere sürekli taktik vermeye, kusur bulmaya bayılırlar. Değişime, gelişime zerre katkıları olmadığı gibi, yapıcı tek bir fikir ürettikleri de görülmemiştir. "Velvele çok, icraat yok !" Bu profilin değişmeyen özelliği: Geçmişi (cemaziyülevveli)...Vitrin süsü olmak, parlatılmış boş bir imaj, hep "mış gibi" yapmak. Bugünü...Sürekli bir mağduriyet dili, her şeyden ve herkesten şikayet etme konforu, kronik memnuniyetsizlik. Geleceğe katkısı ise...Koca bir sıfır. Çünkü üretmek emek ister, risk almayı gerektirir; şikayet etmek ise bedavadır. "Kendi ışığına güvenen, başkasının parlamasından rahatsız olmaz." derler. Bunlar kendi ışıklarını yakamadıkları için, sürekli karanlıktan şikayet edip dururlar. Dünden bugüne bir arpa boyu yol alamamalarının sebebi de tam olarak bu: "Aynaya bakmak yerine hep başkalarını parmakla göstermek". Ne yazık ki çeneye verilen kuvvet, beyne ve ele verilmediği sürece bu vızıltı hiç bitmez. Mevzuya manzum uslüp ile devam edelim... ★ BOŞ KUBBENİN YANKILARI Anlayamıyorum ! Mazisinde de sadece vitrinde olma çabasından öte bir şey yapmamışları... Güne dair de; varsa yoksa sızlanma, şikâyetlenme, memnuniyetsizlik... Ya Hu, dünden bugüne hiç mi arpa boyu yol almaz insan... Yumurta vermez tavukların gıdak-gıdak velvelesi, Bal yapmaz arıların vızı-vızıl vızıltısı ! Eli iş tutmaz, dişe dokunur iş yapmaz, fikir üretmez, çeneye kuvvet... Bir ömür şikayet ettiğin mevzularda ne yaptın diye sorsan, cevap kallavi... Cemaziyyül-evvelini de
Reklam
Reklam