Son kadeh içilmiş,
Son söz edilmişti.
Bir düşünce sardı hepsini...
Bir hatıra,
Bir hırs,
Bir kıskançlık,
Bir yanıltı,
Bir kardeşlik,
Bir yanlışlık,
Bir kin,
Bir ümid,
Bir şey...
İnsana ait.
"Führer, bana Berlin'den ayrılmamı ve yeni kurulacak olan hükümette büyük bir yer işgal etmemi emretti. Hayatımda ilk kez Führer'imin emrine karşı geliyorum. Bu davranışıma karım ve çocuklarım da katılmaktadır. Führer'imin bana en çok ihtiyaç duyduğu anda onu terk etmek insanlık ve bağlılık duygularıma aykırıdır.
Goebbels fiziksel olarak kendi 6 çocuğunun katilidir; ancak kurduğu propaganda makinesiyle 6 milyonu aşkın soykırım kurbanının ve II. Dünya Savaşı'nda hayatını kaybeden on milyonlarca insanın ölüm kararındaki en büyük birkaç imzadan birinin sahibidir·Kitabı okudu
Eğer Tanrı her şeye kudreti yeten ise, hareket ettiremeyeceği bir taşı yaratabilir mi?
Bu soruya cevap vermeden evvel, 'kadir-i mutlak' kavra-mının ne demek olduğu izah edilmelidir. Manası, mümkün olan her şeyi gerçekleştirebilmektir. Kadir-i mutlaklık, aynı zamanda, başarılı olmama durumunun [muvaffakiyetsizliğin] imkansızlığını da kapsar. Fakat soruyu soran kişi, Tanrı her şeye kadir olduğu için, başarısızlığa da kadir olduğunu ifade ediyor. Bu mantıksız ve saçmadır, çünkü bir bakıma "her şeye gücü yeten bir varlık, her şeye gücü yeten bir varlık olamaz [böyle bir varlık olmayı başaramaz]" demekle aynı şeydir. Bir şeyi gerçekleştirmekte veya bir iş yapmakta başarısızlık, kadir-i mutlaklığın bir hususiyeti değildir. Bu açıdan bakacak olursak, Tanrı'nın "hareket ettiremeyeceği bir taşı yaratması" aslında mümkün olmayan ve anlamsız bir hadiseyi tanımlamaktadır.
Soru, mümkün olan bir hadiseyi tanımlamıyor, tıpkı "beyaz renkli bir siyah karga" veya "daire şeklinde bir üçgen" demek gibi. Bu tür ifadeler hiçbir anlama gelmez; bilgi adı-na hiçbir değerleri yoktur, anlamsızdırlar. Bu şekilde anlamı olmayan bir soruyu neden cevaplayalım ki? Açıkça söylemek gerekirse bu soru, bir soru dahi değildir.
Son olarak şunu diyebiliriz ki Tanrı, bizim hayal edebileceğimiz en büyük taştan daha da ağır bir taş yaratabilir ve o taşı her zaman hareket ettirme kudretine de sahip olacaktır. Çünkü bir şeyi başaramamak/gücü yetmemek, kadir-i mutlak olmanın bir hususiyeti değildir.
Sevgili kadim kurumumuzun bir diğer ceza yöntemiyse, suçluları bir direğe bağlayıp kamçılamaktı ki bu da kalpleri yumuşacık yapan, son derece insancıl bir uygulamaydı..