...tutunmaya çalışıyorum ihtiyar! tutunamazsam, asarım kendimi gökyüzüne, yem ederim; ses tellerim de kalan son umudu kuşlara.
Şiir
“Sobaya Bırakılan Çocukluk”
Yıllar önceydi… Sanırım yedi yaşındaydım. Annemi kaybedeli daha bir yıl olmuştu. O yaştaki bir çocuk için ölüm tam anlaşılmıyor belki ama yokluk insanın içine çok erken yerleşiyor.Herkes yaşamaya devam ediyordu ama benim içimde hayat durmuş gibiydi. Uzun zamandır yüzüm gülmüyordu. Sessizdim. İçime kapanıktım. Sanki çocukluğum annemin mezarına bırakılmıştı. Sonra halam Almanya’dan bana ve kız kardeşlerime oyuncak bebekler getirdi. Herkes için sıradan bir hediyeydi belki ama benim için değildi. O bebeği ilk gördüğüm anı hala hatırlıyorum. Küçücük kalbimde uzun zamandır ilk kez bir şey kıpırdamıştı. İlk kez gerçekten sevinmiştim. İlk kez yüzüm istemsizce gülmüştü. Onu sadece oyuncak gibi görmedim. Saçlarını taradım, yanımda yatırdım, onunla konuştum. Geceleri sarılarak uyudum. Çünkü insan bazen kaybettiği sevgiyi bir oyuncağın sessizliğinde arıyor. Belki annemin yokluğunu dolduramazdı ama içimdeki o karanlık boşlukta küçücük bir ışık olmuştu. Sonra bir gün… üvey annem o bebeği elimden aldı. Çocuk aklımla geri verir sanmıştım. Ama sobanın kapağını açtı… ve onu ateşin içine attı. Hala unutamıyorum. Eriyen plastiğin kokusu hala burnumda bazen. O an nasıl bağırdığımı, nasıl ağladığımı, küçücük ellerimle hiçbir şeyi kurtaramayışımı… Kimse beni duymadı. Kimse o gün içimde neyin öldüğünü görmedi. Bir çocuk için bazı eşyalar sadece eşya değildir. O bebek benim ilk sevincimdi. Annem öldükten sonra yeniden gülmeyi hatırlatan ilk şeydi. Ve onu gözlerimin önünde yaktılar. Sanırım o gün şunu öğrendim: İnsan bazen en sevdiği şeyleri koruyamaz. Bazen küçücük bir çocuğun elinden sadece oyuncağı alınmaz… yaşama tutunmaya çalışan son umudu da çekilip alınır. Şimdi yetişkin bir kadınım. Evimde bir sürü bebeğim var. İnsanlar belki koleksiyon sanıyor. Ama bilmiyorlar… Ben aslında
Reklam
Son
Tam olarak nereye varacakları belliydi ama ikisi de bunu bilmiyordu.. Asıl Gerçek
Alıntı
➡️ *Yetmişiki bid’at ehlinin imanlarında farklılıklar vardır* *Sual: Yetmişiki bid’at ehli, akıl ile dini ve felsefeyi bir mi tutmaktadırlar? Bunlar yunan filozoflarının tesirleri altında mı kalmışlardır?* *Cevap:* İmâm-ı Muhammed Gazâlî “rahime-hullahü teâlâ” hem tasavvufu, hem de metafiziği incelemiş, *(El-münkız)* ve *(Et-tehâfütül-felâsife)* kitaplarında, felsefecilerin yalnız akla dayandıklarını, çok yanıldıklarını, tasavvufçuların ise, yalnız âyet-i kerimlere ve hadîs-i şeriflere tâbi olarak hakiki imana ve ebedî saadete kavuştuklarını bildirmiştir. Müslüman oldukları bildirilen, yetmişiki bid’at ehlinin felsefelerini incelemiş, bunların yunan filozoflarının tesirleri altında kaldıklarını görmüştür. *(Bid’at ehli)* denilen Müslümanların akidelerinin hakikate, yani Kur’ân-ı kerime ve hadîs-i şeriflere uygun olmadığı görülür. Bunların yunan felsefesinden almış oldukları parçalara, 21. asırda artık itibar edilmemektedir. Bid’at sâhibi Müslümanların akideleri birbiri ile kıyas edilecek olursa, görülür ki, Allahü teâlânın birliği, büyüklüğü, her şeyin Ondan geldiği, Onun her şeye hâkim, kâdir olması, İslâm dininin en hakiki ve en son din olması, Kur’ân-ı kerimin Allah kelâmı oluşu ve Muhammed “aleyhisselâm”ın Onun son Peygamberi bulunması hususunda hepsi ittifaklıdır. Hepsi bunları bildirmektedirler. İnsanı, Hristiyanlar gibi, (günahkâr) değil, kudsi bir varlık sayarlar. Bunun için, yetmişiki bid’at fırkasının hepsi mümindir, Müslümandır. Böyle olmakla beraber, akıl ile dini ve felsefeyi bir tutmaktadırlar. Bunun için, imanlarında farklılıklar vardır. Muhtelif felsefelere bağlı oldukları için, aralarında manasız ayrılıklar, mücadeleler baş göstermiştir. Bunların hangisinin haklı olduğu ancak ilim ile ve hadîs-i şerifler ile karşılaştırmakla ortaya çıkar, yoksa zor
Alıntı
Istanbul Ve Gidiş
Her gidiş bir parça İstanbul taşır içinde, ya da her İstanbul bir gidiş barındırır sırrında..." Kalbimin ve kalemimin yollarının İstanbul’la kesiştiği o demlerde, yıllar evvel satırlara döktüğüm ve sesimle ruh üflemeye çalıştığım "İstanbul ve Gidiş" adlı şiirimi, siz değerli edebiyat dostlarının beğenisine ve kalbine sunuyorum. Şiirle, esenlikle ve İstanbul’un bitimsiz ilhamıyla kalmanız dileğiyle… Keyifli dinlemeler. youtube.com/watch?v=QTYSiek... İSTANBUL VE GİDİŞ Terk ettiğin şehir İstanbul olmasaydı, Kaldıramazdım gidişini. Gidişinle bağı çözülen dizlerime Destek olmasaydı Beyoğlu’nun sarhoşları, Yine kucaklardı Sultanahmet’teki bahçe. İstanbul en büyük sır arkadaşın; Saklar Boğaz’ın sularında, Sel oldu mu gözyaşların. Ezanlar bastırır, Hıçkırığa dönünce ağlamaların; Duyurmaz kimseye, incittirmez gururunu. İstanbul terk etmeyen sevgilidir; O kadar geniş yüreği... Çan istersen kilise olur, Haham istersen havra; Ya da istersen bir kubbenin altını, Mavi mavi döner etrafında. Mest eder seni; Ne çan kalır ne haham, Hepsi bir bedende can olur. Geçmediyse içindeki o yara, Hazırsın demektir büyük imtihana.
Şiir
Vicdan, çoğu insanın dinlemeyi reddettiği, içinde olan o kısık ses... Ve son zamanlarda dünyanın sorunu da bu zaten. 🎞️ Pinocchio
Film
Reklam
Reklam