Roma Katolik Kilisesi’nin başı, genellikle papa olarak bilinen Roma piskoposudur (Yunanca páppas, “baba” kelimesinden gelmektedir). Katolikler, her papanın, İsa’nın kilisesinin üzerine inşa edileceği “kaya” olarak güvendiği Aziz Petrus’un halefi olduğuna inanır. İsa, Petrus’a cennetin anahtarlarını verdi; bunlar hâlâ Vatikan’ın armasında bulunur.
Roma’nın ilk piskoposu olarak Petrus’un, Hıristiyan Kilisesi üzerinde sonraki papalara aktarılan evrensel otoriteye sahip olduğu varsayıldı. Bu yetki Tanrı tarafından verildiğinden papanın Kutsal Ruh tarafından yönlendirildiğine inanılır ve inanç, doktrin ve ahlak konularında Katoliklerce yanılmaz olarak kabul edilir. Tarihsel olarak, kilise içindeki gücüne ek olarak papa, yöneticiler ve hükümetler üzerinde önemli bir etkiye sahipti. Bu nedenle atanmasının siyasi nedenlerle belirlenmesi alışılmadık bir durum değildi. Son zamanlarda papa, Roma Katolik Kilisesi’nin en yüksek rütbeli din adamları olan Kardinaller Kurulu tarafından seçilmektedir.
…batıdaki Manastır kapısından Çin kapısına varıncaya kadar sık meyve bahçelerinden ve şırıl şırıl akan sulardan… sanki gölgelerin içinden oyulup çıkarılmış bir kubbe, bir cihannümanın ak pak duvarı… Bu serin gece ömrümün son gecesi olsa da… Bu şehirden nefret etmeyeceğim. (Semerkant)
Ölüme son çare olarak bakmalısın. Hiç kimsenin seni alıkoyamayacağını bil. Ama ölüme gidebileceğin için, onu yedekte tut; sonuna kadar. Diyelim ki gece bir kâbus gördün. Bunun bir kâbus olduğunu bilirsin ve kurtulmak için başını biraz oynatman yeter. Her şey daha basit, daha dayanılır hale gelir ve bir bakarsın en korktuğun şeyden zevk alır olmuşsun. Hayat seni korkutuyorsa, içini yakıyorsa, en yakınların çirkin maskeler takmışsa... hayat budur de, ikinci kez çağrılmayacağın bir oyun olduğunu söyle. Zevk verici ve acı çektirici bir oyun, inanç ve aldatma oyunu, maskeler oyunu, onu sonuna kadar oyna, ister oyuncu olarak ister izleyici olarak. İzleyici olman daha iyi, içinden kolay çıkarsın.
Bugün bile oraları dolaşanlara, bu çorak dağların havasında, binlerce şehitlerin son nefesleri hâlâ duyuluyormuş gibi gelir. Ve geceleri dağlarda dolaşan çobanlarla, dağ yollarından geçen yolcular, mesela Duatepe üzerine, zaman zaman gökten nur yağdığını anlatırlar. İnanırsınız. Çünkü her bastığınız toprak parçası bir şehit mezarıdır.