Şu hediyelerimin güzelliğine bakar mısınız? Bazı dostluklar, kitapların muhabbete meze olması kadar güzel. Normalde kitap biriktirme huyum olmasa da, son altı ayda okumadığım kitaplar boyumu aştı :) özellikle bilim kurgu bana hitap eden bir tür olmamasına rağmen bilim kurgu kitaplarım artıyor ayrı bir ironi oldu :) Ocak ayından beri okunmayı bekleyen kitapların bana bakışlarını tahmin bile edemezsiniz! Ne mutlu ki çevremde kitap alıp üzerine saatlerce konuşabildiğimiz güzel insanlar var 🌸
Duygu ve Düşünce
Dönemin son pikniği canım öğrencilerimle🤩
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Cengiz mi Timur mu Atilla mısın?
Yakınını hastalıktan kaybedenler varsa da bilirler ki son anları yaklaştığında bir güzellik gelir neşe gelir insana ve iyileşecek sanırsınız. Ecelden evvela mısın? diyor Cemal Safi. Allahım lütfen ecelden evvela olmasın diye dua edersiniz, gerçekten iyileşsin diye sonra herşey daha berbat bir hal alır. Ölen öldü ama geride kalanlar, Yahya Kemal'in dediği gibi "Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli." Ve... Sevmekte yorulur, sevmenin de eceli vardır... Git derim gitmezsin, gel derim gelmez Yeter be arkadaş sen bela mısın Her gün mü ağlanır hiç mi gülünmez Sen beni üzmeye müptela mısın? Neler çektim, bir ben bir Allah bilir. Ya çek vur katil ol, ya düşün delir. Ölümcül hastaya güzellik gelir, Sen yoksa ecelden evvela mısın? Hastan oldum haşadımı görmedin, İlacımdın bir katreni sürmedin, Fırat oldun bir yudum su vermedin, Sen yoksa hayırsız Kerbela mısın? Kan akıttım; vuruldum da vurdum da Kâr etmedi elden gelen yardım da Taş üstüne taş koymadın yurdumda Moğol’un ettiği istila mısın? Yediğin naneye bakar mısın sen Kalbimden defolup çıkar mısın sen Girdiğin her yeri yakar mısın sen
Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim
Ben hayatta en çok babamı sevdim Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek Nasıl koşarsa ardından bir devin O çapkın babamı ben öyle sevdim Bilmezdi ki oturduğumuz semti Geldi mi de gidici - hep, hep acele işi Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi Atlastan bakardım nereye gitti Öyle öyle ezber ettim gurbeti Sevinçten uçardım hasta oldum mu, Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a Bi helallaşmak ister elbet , degil 'mi oğluyla! Tifoyken başardım bu aşk oynunu, Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu, En son teftişine çıkana değin Koştururken ardından o uçmaktaki devin, Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için Açıldı nefesim, fikrim, canevim Hayatta ben en çok babamı sevdim. Can Yücel Can Yücel open.spotify.com/track/2LijSPPbT...
Şiir
Gölgenin Peşinde XIII
Herkesin hatırlamayı unuttuğu eski bir dost gibi gelmişti bu haber. Haftalar önce Hacı gavurun yarına kalmaz sandığımın ölümünü işte tam böyle unutmuş, belkide zihnimde çoktan gömmüştüm. Nihayet Hacı gavurun cenazesi de zihnimin istasyonuna o eski katar gibi yanaşmıştı. "Cenazeye gideceğiz. Hakkı, Bursa'ya sınava gidecek, sen gel" dedi Peder. Mehmet'in de dedesi öldü, onun da cenazesi var" demek istedim. Fakat, "Ölmüş olsa muhakkak ne hissettiğini söylemek için arar" diye düşündüm. Muhakkak hâlâ son nefesini saklıyordu. Bir zaman bana "Anneannenin ve dayının cenazesini izlerken ne hissettin" diye defalarca sormuştu. Sonra yeniden ve yeniden bir yakınını kaybetmenin, cenazesini izlemenin, ölü sûretine son defa bakmanın nasıl bir his olduğunu konuştuk. Mehmet'i aramaya karar verdim. "Belki bugün çıkıp gelecek. Ya da beni cenazeye bekleyecek." Deden nasıl" diye sordum. "Bitmez bir uykuda gibi. Bir ara gözünü açıyordu. Şimdi uyanıyor mu belli olmuyor" Yine de şifalar dilemekten başka bir şey gelmedi aklıma. "Aslında daha önce de böyle yatağa düştü. Belki yine ayaklanır" dedi. Henüz bir yakınını gömmediğinden, bir cenaze nasıl beklenir bilmiyordu. Nihayet insan, ansızın gelen bir ölümle her şeyi öğreniyordu. Ona hacı gavurdan bahsettim. "Köye cenazeye gidiyorum, gelirsen evde olamayacağım haberin olsun" Şaşırdı, bu ölümü, dedesinin olası akıbeti üzerinde âlâkadar buldu. Şu işe bak dedi, "Ben senden önce çıktım evden. Neredeyse cenazeye gittiğim kesindi. Ama olana bak şimdi. Bir de bakarsın bizim ki ayaklanır" Mehmet, bir başkasından dinlemediği sürece, kendi düzleminde mucizevi dokunuşları inanırdı. Fakat ne zaman başkasından duysa; "Olur mu canım öyle şey, muhakkak işin içinde baska iş var" der, kendince bir çok ihtimal sayıp dökerdi. Nihayetinde ikna edemez,
Sonsuz Aşka Bismillah ❤️ Unutmak, insanın en eski kusurudur. Hatırlamak için yaratılmış kalbine dünya dolar da, o kalbi var eden kudret silinir gider zihninden. Konuşuruz, planlar yaparız, “yarın şöyle olacak” deriz. Sanki yarının ipleri bizim avucumuzdaymış gibi. Sanki nefesimizi içeri çeken, onu geri veren bizmişiz gibi. Oysa her an dilediğini yapan var. Bir yaprağın dalından kopuşu tesadüf değil. Senin gecenin bir vakti uykundan uyanışın, aklına düşen o eski hatıra, yolda karşına çıkan yabancı… Hepsi bir iradenin ince işçiliği. Biz sayfayı çevirdiğimizi sanırız, ama kitabı yazan O Ebedî Sevgili. Biz kalemi tuttuğumuzu zannederiz, ama mürekkebi damlatan O Ebedî Güzel. İnsanın Gafleti İnsan, kudreti görünmeyince yok sanır. Rüzgârı görmez ama serinliğini inkâr edemez. Allah’ı da böyle unutur: Eserini görür, Müessir’i unutur. Bir kapı kapanır, öfkeleniriz. Bir kapı açılır, seviniriz. Kapıları koyan Zat’ı, mucizeyi hatırlamayız. Dilediğini yapar; bazen verir imtihan eder, bazen alır imtihan eder. Biz ise “neden” diye sızlanırız, sanki hesap sormaya hakkımız varmış gibi. Bak etrafına. Bir çocuk doğuyor, bir ihtiyar ölüyor. Bir devlet kuruluyor, başka bir devlet yıkılıyor. Bir gönül kırılıyor, başka bir gönül aşkla yapılıyor. Bütün bu oluş ve bozuluş, “Ol” deyince olduranın iradesinden başka nedir? Zaman dediğin, O’nun “an”larının ipliğe dizilmiş hâli. Mekân dediğin, O’nun “Kün” emrinin gölgesi. Sen ise bu gölgede yürüyüp kendini gölgenin sahibi sanacak kadar cahilsin. Hatırlamak Hatırlamak, secdeye varmaktır. Sadece alnı yere koymak değil; kibri, eneyi, “ben yaptım” vehmini yere koymak. Her sabah uyandığında, aslında yeniden yaratılıyorsun. Dün gece ruhunu alıp, sabah geri veren var. Kalbin atıyorsa, O “at” dediği için atıyor. Nefes alıyorsan, O “al” dediği için
Edebiyat